Bilimsel İlerlemeyle Dinler Zaman İçinde Yok Mu Olacak?

0
126 views

Marx, Weber, Durkheim gibi 19.yyʼın önemli düşünürler ya da rasyonel düşüncenin bazıları zaman içerisinde bilimin dinlerin yerini alacağını iddia etmişlerdir. Dinlerin zaman içerisinde daha az referans verilen ve zaman içerisinde tamamen yok olan kurumlar olacağını düşünmüşlerdir. Sadece onlar değil örneğin Engers de zaman içerisinde bilimin gücünün artmasıyla beraber dine daha az ihtiyaç duyulacağını iddia etmiştir. Bühner aynı şekilde her alandaki gelişmenin git gide bilimi hakim kılacağını ve dinlerin geçersiz olacağını iddia etmiştir. Aslında bu görüşün Boşlukların Tanrısı fikrine dayandığını görüyoruz. Bu fikir; Tanrı fikrinin doğada açıklayamadığımız güçleri açıklamak için kullanılan bir figür olduğunu, bir fenomen olduğunu iddia eden görüştür. Zamanla açıklama gücü arttığında Tanrıʼya ihtiyaç duyulmayacağı ve Tanrı fikrinin geçersiz olacağı görüşüne dayanmaktadır. Tabi bu sıkıntılı bir açıklamadır. Çünkü dini anlamda bir çok insanın Boşlukların Tanrısı fikrine inanmadığını bilmekteyiz. Örneğin yağmurun bulutlarla ilişkisinin çözülmesi neticesinde; insanlar “demek ki tanrı yağmuru yağdırmıyorˮ şeklinde bir görüş benimsemiyorlar. Dolayısıyla Boşlukların Tanrısı gibi bir görüş zaten çoğu dindar tarafından benimsenmemektedir. Nitekim zaman içerisinde Batı Avrupaʼda bir sekülerleşme yaşansa da dünya genelinde dinlerin düşünüldüğü gibi yok olmadığını hatta bazı coğrafyalarda eskisinden daha da güçlü hale geldiğini, Batı Avrupaʼda ve Kuzey Amerikaʼda ise her ne kadar sekülerleşme yaşansa da dindarlığın boyut değiştirdiğini açıkça görmekteyiz. Bu anlamda World Values Surveyʼin, PEWʼin yaptığı araştırmalar bize Batı Avrupaʼda ve Kuzey Amerikaʼda her ne kadar sekülerleşme yaşansa da insanların manevi arayışlarının devam ettiğini, bazı insanların new age gibi dinlerde cevap aradığını, Tanrı fikrinin çoğu Batı Avrupa ülkesinde de halen var olduğunu, en azından bir sipiritüel güç olarak Tanrıʼya inancın sürdüğünü görüyoruz. Bu anlamda insanların tamamen materyal değerlere yönelmediğini, maneviyat gibi postmateryal arayışlar içerisinde olduğunu da gözlemlemekteyiz.
Bilimin dinlerin yerini alacağı görüşü elbette bir çok açıdan problemli bir görüştür. Çünkü bilim ve din aynı soruları cevaplamamaktadır. Örneğin bilimcilikle ile ilgili soru cevabımızda açıkladığımız gibi bilim, ahlak ve anlam konusunda çoğu zaman sessiz kalmaktadır. Nitekim insanlığın bilimde en çok ilerlediği buna mukabil sekülerleşmenin en çok yaşandığı dönemde iki dünya savaşının yaşanması da; sanıldığı gibi bilimin her derde deva olmadığını, dinlerden kurtulmanın insanları çözüme ulaştırmayacağını ve John Lennonʼun şarkısında söylediği gibi dinlerden arınmış bir dünyanın, dünyayı cennete çevirmeyeceğini ziyadesiyle gösterdiğini düşünüyorum.
İnsanlığın bilim konusunda ilerledikçe dinlerin yok olacağı ile ilgili izahın aslında tutarlı olmadığını gösteren sosyolojik çalışmalar da mevcuttur. Örneğin bunlardan bir tanesi Jerry Park ile Elaine Ecklund tarafından gerçekleştirilmiş ve Amerikaʼnın en prestijli yirmi bir üniversitesinde bilim insanlarına din hakkında ne düşündükleri sorulmuştur. Yapılan çalışmaya katılan bilim insanlarının çoğu din ile bilim arasında bir çatışma olduğu izahının geçersiz olduğunu ifade etmiştir ki tekrar ediyorum bu Amerikaʼnın en prestijli yirmi bir üniversitesinde sorulan bir sorudur. Din ile bilim arasında çatışma olduğunu düşünen bilim insanlarının aile geçmişlerine bakıldığında bu insanlarının çoğunun seküler ailelerden geldiği görülüyor. Yani aslında henüz bilim insanı olmadan dine karşı bir kısım yargıları olan insanların din ve bilim arasında çatışma olduğunu düşündüğünü görüyoruz. Bu durum da aslında bu görüşlerinin bilimden öğrendikleriyle şekillenmediğini, aileden gelen bir sosyalizasyonun sonucu oluştuğunu göstermektedir.
Avrupa, Amerika ve Asyaʼda yapılan içinde Türkiyeʼnin de olduğu sekiz ülkede gerçekleştirilen diğer bir çalışmada ise; Batı Avrupa ülkelerinde gerçekten de toplumun geneline göre bilim insanlarının daha seküler olduğunu, fakat bu trendin her yerde geçerli olmadığı görülmüştür. Örneğin Hong kong, Tayvan, Hindistan ve Türkiyeʼde bilim insanları en az halk kadar dindar, Hongkong ve Tayvanʼda ise bilim insanları halkın genelinden daha dindar izlenmiştir. Dolayısıyla bilimle daha çok uğraşmak insanı sekülerleştirir fikrinin yanlış olduğunu bu örneklerle gözlemlenmiştir. Bu önemli bir veridir ve şunu da unutmamak lazım ki bilimin ilerlemesi ile beraber toplumların sekülerleşeceği izahı aslında Batı Avrupaʼya bakılarak oluşturulmuş bir izahtır. Tekrar Batı Avrupaʼya bakılarak bu izahın doğrulandığının düşünülmesi de çok tutarlı ve çok mantıklı değildir. Çünkü zaten bu izah kendisi Batı Avrupa örneğinden yola çıkılarak oluşturulduğu için tekrar aynı noktada teorinin doğrulanması makul ve mantıklı değildir.
Son olarak şunu da hatırlatmak gerekir ki, modern bilimin ortaya çıkmasını sağlayan Robert, İsaac Newton gibi ya da modern genetiğin kurucusu Mendel gibi büyük dahilerin hemen hemen hepsi dindar bilim insanlarıdır. Günümüzde de halen din ile bilim arasında bir çatışma olduğunu düşünmeyen bir çok bilim insanı vardır. Bu noktada bilimin insanı belli bir olgunluk seviyesine taşıyıp din gibi fenomenlerden uzaklaştırdığı görüşünün gerçekçi olmadığını hem örnekleriyle hem de ortada böyle bir felsefi, mantıksal bir gerekçe olmadığını görmekteyiz. Bilimin hangi kanunu insanları dinden uzaklaştırabilir ki? Aslında gördüğümüz; insanların çoğunlukla başka gerekçelerden dolayı dinden uzaklaşması, ama bunu referanslaştırırken bilime referans vermesidir. Çünkü bilimin beraberinde getirdiği prestijden faydalanmak istemektedirler. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse viktoryen dönemde, döneminin en önemli çalışmaları yapan Frank Thurmannʼın da bahsettiği gibi insanların dinden uzaklaşma nedeni temel olarak bilimsel veriler değil, kilisenin insanlar üzerindeki baskısını arttırmasıdır. Ancak insanlar kilisenin baskısını arttırması neticesinde dinden uzaklaşırken sanki buna daha rasyonel bir gerekçeyle uzaklaşılmış gibi savunulması için bilime referans verdirmişlerdir. Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi bilimin sekülerleşmesi ile bilim yoluyla sekülerleşmenin farklı kavramlar olduğudur. Yani aslında bizim gözlemlediğimiz hayatın, toplumun bir çok alanında, bir çok kurumunda gerçekleşen sekülerleşmenin bilime de yansımasının olduğudur. Nasıl politikada artık dine daha az referans veriliyorsa, insanlar yöneticilerin Tanrı tarafından seçildiğini düşünmüyorlarsa aynı şekilde bilimde de Tanrıʼya ve dini kurumlara daha az referans verilmeye başlanmıştır. Bu durum genel sekülerleşmenin bilimdeki yansımasıdır. Öte yandan insanların var olduğunu iddia ettikleri şey ise bilim yolu ile sekülerleşme yani bilimsel bilgimizin artmasının bizi sanki dinden uzaklaştırdığı yönünde bir görüştür ki bu görüşün ne sosyolojik ne de tarihsel olarak bir karşılığı yoktur.

Doç.Dr Alper Bilgili