Bir Tarikatın Mensubu, Bir Şeyhin Müridi Olmak Gerekir mi?

0
16 views


Allahu Teala insanlara yol göstermek üzere insanların arasından elçiler seçer ve onlara vahiy gönderir. İnsanların nasıl inanacaklarını, nasıl ibadet edeceklerini, ahlaklarının ne olacağını, hukukunun ne olacağını, helal haramın ne olduğu, Allah’a nasıl kulluk edecekleri, bu dünyada nasıl insanca yaşayacaklarını, Allah’ın hoşnut olduğu bir hayatı yaşayarak ahirette nasıl kurtuluşa ereceklerini göstermek üzere tarih boyunca kitaplar indirmiştir. Bunu da peygamber – nebi dediğimiz seçtiği elçiler vasıtasıyla insanlara açıklamıştır. Allah’ın indirdiği bu dini insanlara öğreten, duyuran, yaşamalarını sağlayan, yaşamalarına yardımcı olan kişiler tarihin her döneminde olmuştur, İslam tarihinde de olmuştur. Bunlara alim diyoruz. Bunlara mürşit diyoruz. Bunlara hoca diyoruz. Yani isimler çok önemli değildir. Birinin Allah’ın dinini insanlara öğretmesi şu veya bu isim altında olabilir. Falan kişinin ismi hocadır diye onun her söylediği doğru olmayacağı gibi falan kişinin ismi şeyhtir diye onun da her söylediğinin yanlış, batıl, sapık olduğu anlamına gelmez. Bunun için isimler etiketler üzerinde fazla durmamak, yapılan işe bakmak gerekir. Allah’ın dinini birileri şeyh, mürşit, hoca, alim adı altında insanlara öğretiyorsa ne ala. Görevini yapıyor demektir. Zira hepimiz Allah’ın dinini öğrenmek ve öğretmekle yükümlüyüz. İnsanlara bu öğretimi yaparken benim şu unvanı veya bu sıfatı taşımış olmam önemli değildir. Önemli olan insanlara öğrettiğim, yaptırdığım şeydir. Bana mürit adına, öğrenci adına, talebe adına gelen kişilere ben Allah’ın kitabını, Allah’ın peygamberini, tevhidi, ahlakı, itaati, kulluğu, helali, haramı öğretiyorsam; ben görevimi yapıyorum demektir. Ancak şu veya bu unvan altında bana gelen insanlara İslam dışı şeyleri öğretiyorsam işte İslam’ın kabul etmediği budur. Hakikati Muhammediye kültürünü anlatıyorsam, vahdeti vücudu anlatıyorsun, şeyh olmazsa insanın helake gideceğini şeytanın yoluna hizmet edeceğini anlatıyorsam bu sapıklıktır. İslam bunu asla kabul etmez. Onun için bu tür sloganları sebebiyle ayrımlara Müslümanlar gitmemeliler. Keşke herkes hangi unvanı taşırsa, hangi sıfatla yaparsa yapsın Allah’ın dinini insanlara öğretse. Onun şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır söylemi şeytanların uydurduğu bir şeydir. Ne yazık ki günümüzde şeyh sıfatıyla insanlara din öğretmeye çalışanların çoğunun yaptığı da şeytanın söylediği, İslam’ın kabul etmediği şeylerdir. Piyasada örneklerini görüyoruz, isim saymaya gerek yok. Onun için herkes şu veya bu sıfatla Allah’ın dinini öğrenmekle ve öğretmekle yükümlüdür. Allah’ın dinini insanlara öğretenlerden Allah razı olsun, görevlerini yapıyorlar. Sen bu ismi taşıyorsun, öbürü bu sıfatı taşıyor şeklinde insanları kabul etmek veya dışlamak söz konusu değildir. Özetle insanlar dinleri İslam’ı öğrenmekle ve öğretmekle yükümlüdür. Ben de alim olarak öğretmekle yükümlüyüm. Ama şu kişiye şu sıfatı taşıyan kişiye bağlanmak gereklidir, onsuz kurtuluş yoktur demek şeytanlıktır, din istismarıdır, doğru değildir. Bu konuları uzun uzun anlatmak üzere Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslam kitabını yazmıştım. Okumalıyız. Ne sloganlara ne unvanlara ne de sıfatlara kanmamalıyız. Kendimiz okumalıyız, araştırmalıyız, sorgulamalıyız. Gerçeği, doğruyu nerede bulursak bulalım almalıyız. İslam’ın bizden istediği budur.

Prof. Dr. İbrahim Sarmış