Gadir-i Hum olayı nedir? Peygamberimiz Hz. Aliʼyi Halife Seçmiş midir?

0
210 views
Şii çoğunluk bu olayı akidesine bir mesnet kılmıştır. Sünnilerden bir kısmı ise böyle bir olayı yok saymıştır. Önce olayın ne olduğunu tanımlayalım. Allah Resulü veda haccından dönerken Mekke ile Medine arasında Gadir-i Hum adında bir yerde mola vermiştir. Aslında molaya elverişli olmayan bir yerdir. Burada mola vermesinin sebebi; Hz. Ali hakkında bir takım dedikoduların çıkmasıdır. Bu mola sırasında Resulullah yanına Aliʼyi alarak; ben kimin velisiysem Ali de onun velisidir. Dolayısıyla ona düşman olan bana düşman olmuş olur. Ona dost olan da bana dost olmuş olur şeklinde cümleler bulunan bir hutbe vermiş, hitabede bulunmuş, söylem vermiştir. İşte bundan yola çıkarak Gadir-i Humʼdaki bu konuşmayı; Şia Hz. Aliʼye peygamberimizin vasiyet ettiğini yani kendisinden sonra veliyyiaht olarak kendisinin yerine onu bıraktığı sonucunu çıkarmış ve imamet teorisine bir mesnet bir delil olarak kullanmıştır. Şiilerin sevdiği yorumu işte bu aslında. Maide Suresinin 5/67. ayetinin orada peygamberimize nazil olduğunu, sana emredileni tebliğ et, vahyedileni tebliğ et eğer etmezsen görevini yapmamış olursun şeklinde bir uyarı aldığını, Allah Resulüʼnün de ben kimin velisiysem Ali de onun velisidir, onu seven beni ona düşman olan bana düşman olmuş olur şeklinde söylemiştir. Başta Ömer, Ebubekir olmak üzere orada bulunanlar Hz. Aliʼyi tebrik ediyorlar. İşte olayın aslı budur. Bu durum Şia tarafından Allah Resulüʼnün Aliʼyi yerine vekil tayin etmesi, yani bir bakıma halife tayin etmesi olarak anlamlandırılmış. Olay bir takım Sünniler tarafından paralel Kurʼan olarak görülen Kütübüsittenin üçünde de nakledilmiştir. Yani Sünniler tamamen olayı yok saymamışlar ama bir kısmı da yok saymışlardır.
Buna şöyle eleştiri getirebilirim ki Maide 5/67. ayetin bağlamı bu olayla ilgili değildir. Maide 5/67 ayet olaydan çok daha önce nazil olmuş bir ayettir. Bu olayın olma sebebi Yemenʼde ganimet paylaşımı ile ilgili ki Hz. Aliʼyi Allah resulü yemene göndermişti. Yemen savaşında elde edilen ganimetlerin dağıtımı ile ilgili Hz. Aliʼnin etrafındaki insanlarla kendi arasında bir sorun çıkmıştı. Bu sorundan dolayı dedikodu çıkardılar ve tabi Aliʼyi üzecek şeyler söylediler, hatta belki bir takım hareketler yaptılar işte bunun üzerine Allah Resulü olayın çığırından çıkmaması için Hz. Aliʼyi de teselli babında böyle bir hutbe verdi, söylem verdi ve orada bu cümleleri kullandı. Şianın gördüğüm kadarıyla burada iki tane çelişkisi vardır. Birincisi ki Hz. Aliʼnin torunu Hasan bin Müsemmaʼnın ifadesi de budur. Hz. Aliʼnin torunundan bahsediyorum. Ben kimin mevlasıysam, velisiysem Ali de onun velisidir sözünün yorumu bu zata sorulunca şöyle diyor: eğer peygamber bununla Aliʼnin halifeliğini kendisinden sonra onun yerine geçmesini kastetmiş olsaydı birincisi; daha net ve açık konuşur bunu açık açık söylerdi, ikincisi; resulün bu emrini yerine getirmeyenlerin başında o zaman Ali olmuş oluyor, çünkü Ali Allah Resulüʼnün bu hükmüyle amel etmemiş ve bu hükmünün peşine düşmemiş oluyor. Bunu söyleyen Şia aslında Aliʼyi suçlamış oluyor. İkinci itiraz, ikinci çelişki şurada ki vasiyet ve velayet imamet akidesinde Şia kırtas diye bir rivayet kullanır. Buna kırtas hadisi demektedirler. Kırtas kağıt, yazı malzemesi demektir. Yani bu hadise göre peygamberimiz vefatı sırasında kağıt kalem istemiş, kendisinden sonra kimin yerine geçeceğini yazmak istemiş. Hz. Ömer de buna mani olmuştur, bu rivayet böyle. Eğer Gadir-i Hum rivayeti doğruysa diğeri doğru olmamak zorunda. Eğer kırtas hadisini delil olarak kullanacaklarsa o zaman bu doğru olmamak zorunda. Çünkü biri diğeri ile tam çelişki içindedir, kendi içinde çelişmektedir.
Sonuç olarak; bu hadiseden yola çıkarak ki olay olmuştur, bence de olay olmuştur. Ama bu olaydan yola çıkarak Aliʼyi, peygamberin kendi yerine vekil olarak seçmesi veya halife olarak seçmesi, imam olarak seçmesi diye bir şey asla söz konusu olamaz. Bu olay asla böyle yorumlanamaz. Neden? Zira peygamberlik babadan oğula geçen bir saltanat değildir. Dolayısıyla peygamber de bir saltanat sahibi, sultan değil, peygamberdir. İki resulün uymakla emrolunduğu Kurʼan soy ve kan bağını değil, yönetimde esas olan ilkenin ehliyet olduğunu açıkça ortaya koyar. Allah size emanetleri yani yönetim işine ehline vermenizi emreder ayeti bunu net olarak ifade eder. Üç; Kurʼan yönetim içinde böylesine bir atamayı değil şurayı, ortak aklı yani seçimi öne alır, öngörür. Bu açıdan da olay Kurʼanʼa aykırıdır. Allah Resulü Kurʼanʼla çatışmaz, aksini söylemek her ikisine de iftira olur.

Mustafa İslamoğlu