Gavs, Kutup ve Aktab Gibi Kavramlar İslam ile Bağdaşır mı? Bu Kavramlar Tasavvuf Anlayışına Nasıl Geçmiştir?

0
16 views


Bu kavramların tümünün çatı kavramı Ricalul Gayb kavramıdır. Ricalul Gayb dedikleri de bilinmeyen, gözle görülmeyen kişiler, erler anlamındadır. Ricalul Gaybın altında çok farklı kategoriler vardır. Bu kategorilerin en zirve noktasında kutup diye isimlendirdikleri bir şahsiyet vardır. Bizim Kutup Yıldızı dememiz gibi, yani kuzey kutbunda en merkezi noktada dünyanın onun çevresinde döndüğü yıldız gibi tasvir ediliyor. Bütün maddi manevi alemin kendi çevresinde döndüğü, bütün hareketlerini buna göre ayarladığı temel eksen, temel noktayı ifade etmek için kullanılan kavramdır. Bu tür kavramların da ilk defa İslami literatüre girdiği tarih Miladi 930’lu yıllardır ki 934’de vefat etmiş olan El Kettani isimli bir tasavvuf yazarının ilk eserlerinde rastlanmıştır. Dolayısıyla Peygamberimiz Resulullah (s.a.v)’in vefatından üç yüz yıl sonra İslam literatürene sokulmuş olan bir kavramdır. Ricalul Gaybın altında en temel noktada zirvede kutup vardır. Onun altında evtad, onun altında gavs vardır. Çeşitli alt kategorilere ulaşırlar. Hem doğuda hem batıda kâinatı yedi bölgeye ayırırlar ve buna da yedi iklim adını verirler. Yedi iklimin her birinin sorumlusu birer evtad vardır. Bulundukları bölgenin tüm idaresinden sorumludurlar. İnsanlığa tüm rızıklar onlar sayesinde verilir. Bütün dualar onlar sayesinde, onların aracılığıyla baş kutba oradan da Allah’a güya ulaştırılır derler. Hatta şöyle bir literatür de vardır ki bu kutuplar kendi içerisinde mertebe mertebe ferdaniyet yani vahdaniyet makamına kadar ulaşırlar. Hatta mesela bizim tasavvuftaki çok meşhur olan Abdulkadir Geylani, Beyazıt Bistami, Şibli’nin ferdaniyet makamına ulaştığını yazarlar. Ferdaniyet makamı bir anlamda tanrılık makamıdır. Fakat tarihte aslında bunların Kur’an’ı Kerim’in genel ilkelerine, Resulullah’ın öğretmiş olduğu İslam’ın ana ilkelerine aykırı olduğunu ileri süren alimler de olmuştur. Bunlardan biri de İbn Haldun’dur. İslam tarihinin önemli sosyologlarından birisidir. Demiştir ki bu düşünce aslında İslam’dan kaynaklı değildir. Bu düşünce İsmaililerden gelen bir düşüncedir. İbn Teymiye’de bu düşünce Kur’an ve sünnetle bağdaşmaz, şiadan gelen bir anlayıştır demiştir. Yine İslam tarihindeki tefsircilerin, hadisçilerin, fıkıhçıların, yani İslam alimlerinin hemen hemen yüzde doksan dokuzu bu tür literatürü, bu tür edebiyatı kâle dahi almamışlardır, eserlerinde hiç yer vermemişlerdir. Çünkü ne aleyhine konuşulacak değerde kıymeti harbiyesini kabul etmemişlerdir. Peki bu aslında nedir? Bu kavramlar içerisinde özellikle gavs kelimesi kendisine sığınılan, tanrıdan bir şeyler istenmesinde kendisi aracı kılınan, birçok felaketleri önleyen, düşen uçakları düşmekten kurtaran, depremleri önleyen, depremleri bir bölgeden başka tarafa pas eden kişiler olarak anlatılır. Dikkat ederseniz medyada da bunlar çok kullanılır. Aslında bunların özü Kur’an’ı Kerim’in geldiğinde yıkmak istediği, insanların kalplerini gönüllerini temizlemek istediği paganist, müşrik inançlarının tekrar yeşile boyanarak İslam içerisine sokulmasından ibarettir. Bunun temelinde de çok tanrılı Hinduizm dinleri vardır. İsmaililer denilen İran eski zerdüştüğü ve hint bağlantılıdır. Dolayısıyla çok tanrılı İran dinleri, Hint dinleri hatta Avrupadaki pagan kültürü, Budizm yani tüm dünyadaki İslam öncesi, İslam’ın temizlemek üzere gelmiş olduğu mevcut paganist anlayışın farklı bir yolla tekrar arka kapıdan İslam kültürü, İslam inancı içerisine sokulmasından ibarettir. Kur’an’ı Kerim’de çok sayıda ayeti kerimede Allahu Tealanın vela tettahizu min dunihi evliya – Allah’ın dununda/altında başka evliyalar edinmeyin ifadesine yüzde yüz aykırıdır. İnsanlar bunları kültürel bir geçmiş olarak tarihi bir bilgi olarak okuyabilir, öğrenebilirler. Bu işin uzmanları açısından faydası vardır. Ama bunlara inanmak, kutup, aktap, gavslara inanmak, bu literatürde bunlara yüklenen misyonu inanç olarak kabul etmek insanı tevhid inancından çıkarır. Kur’an’ı Kerim’in girmeyin yanlış yaparsınız, asla affedilmez dediği şirke düşürür.
Prof. Dr. Servet Bayındır