Geleneksel Fıkıh, IŞİD ve Taliban Gibi Örgütlere Zemin Hazırlamış mıdır?

0
45 views


Bu cümleyi biraz dikkatli kullanmamız gerekir. Bizim emekli bir hocamız Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi toplantısında aynen bu cümleyi kullanmıştı. Geleneksel fıkıh Işid ve Taliban benzeri yapılar doğurur demişti. Hoca gerçekten haklı mıydı? Elbette haklıydı ama bazıları kendi üzerine alındı ve ne demek bütün fıkhımız bunu mu üretiyor dediler. Hoca bunu demek istemedi. Hocanın dediği şey hukuk. Hukuk ise canlı bir şeydir. Yani günümüzde bir hukuk fakültesine gitseniz ve deseniz ki eşya hukuku okuyacağız, ceza hukuku okuyacağız ama bundan bin yıl önce yazılmış bir hukuk kitabından okuyacağız deseniz size gülerler. Ama maalesef fıkıh kitabı okuyacağız dediğinizde bundan bin yıl önce yazılmış ve o dönemin problemlerine göre kararlaştırılmış içtihatlardan oluşan kitapları anlıyorlar. Bununla hayatın problemlerini çözemezsiniz. Mesela ben size çok canlı bir örnekten hareketle bunu vereyim. Geleneksel fıkhın nasıl bir Taliban ve Işid doğurduğuna yakın zamanda yaşanmış bir olaydan örnek vereyim. Günümüzde Işid’in, Taliban’ın kullandığı husus nedir? Hilafettir. Bunlar bundan dört beş yıl önce hilafeti ilan ettiler ve dediler ki “İstanbul fethedilmedi, esas biz fethedeceğiz, İstanbul müşriklerin elindedir” dediler. Dergilerinde de yazdılar bunu. Halifeliklerini ilan ettiler. Bakın sorun buradan başlıyor. Bunlar sapkın insanlardı iddia ettiler diyoruz peki ya Türkiye’de veya İslam dünyasında büyük fıkıh alimleri ne dediler? İsim vermek istemiyorum, bunların hepsi delilleriyle sabit elimizde. Dediler ki; “Işid’in yaptığı meşru değildir, doğru değildir, hilafet böyle ilan edilmez.” Peki nasıl ilan edilir? Ortadaki sorun şu aslında, klasik fıkıhta imamet bahsine göre halife tabiri caizse ümmetin dini lideridir. Tabiri caizse dini bir kurum gibi algılanıyor. Tabii ki bu durum Işid doğurur. Işid çıktı ve dedi ki “İslam dünyası başsız o zaman benim başı, gelin benim orduma katılın.” İslam dünyasından ve Türkiye’den de aklını kullanmayan birçok insan Işid saflarına gitmiştir ve halen de çarpışmaktadırlar. Ancak benim garibime giden şu ki İslam dünyasının aklı başında olan fıkıh alimleri bile bu meşru değildir, aslında bu şöyle olur: İslam dünyası bir araya gelir başlarına bir halife seçerler ve bir kısmı kendi yönetme haklarından vaz geçmek suretiyle o halifeye tabii olur dediler. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir idare, böyle bir devlet kurulamaz. Bir kere bu hayalperestliktir, ütopik bir İslamcılıktır, ütopik bir halifeciliktir. Dolayısıyla fıkıh niye doğurur sorusunun bir örneği budur. Diğer bir örneği ise klasik fıkıh kitaplarımız sular bahsinden başlar, nikah bahsine ve diğer konulara kadar gider. Hepimizin bildiği aile konusunda bugünün şartlarında kadının toplum içerisinde gayet ahlakı da ihmal etmeyerek var olmasında bir sıkıntı yoktur. Bugün bütün Müslümanlar bunu kabul eder ama klasik fıkıha baktığınızda kadına okuma yazma öğretmekten tutun da kadının sokağa çıkmasına fuhuş olarak bakan bir fıkıh anlayışımız var. Çocuk namaz kılmadığında dövülmeye dayanan bir fıkıh anlayışımız var. Kusura bakmayın bunların hiç birisi Kur’an’da yoktur. Demek ki fıkıhta bir sorun var. Dönemin şartlarında bir içtihad yapılmış olabilir. Bu gayet doğaldır. Ancak bu şartlar günümüzde artık toplumumuzda yoktur, Kur’an ve sünneti temel alarak yeni içtihatlar yapılması bir ihtiyaçtır. Fakat bizim İslam anlayışımızda şöyle bir sıkıntı vardır; biz zaten içtihadı Ebu Hanife’ye ki en akılcı alim en akılcı fakihtir, Ahmet İbn Hanbel’e, Şafii’ye ve İmam Malik’e atfediyoruz. Onlardan sonra içtihad yapılmayacak mı? Sanki onlarla İslam bitmiştir gibi bir anlayışımız var. Bu yanlıştır. Öncelikle kurtulmamız gereken budur. Dolayısıyla klasik fıkıh bu sebeplerden dolayı Işid üretir. Yoksa klasik fıkıh bir hukuktur. Çok detaylı hükümleri vardır. Bildiğiniz Hukuk fakültelerinde okutulan hukuktan hiçbir farkı yoktur. Siz onu yanlış yere çevirdiyseniz ve onu da takip ediyorsanız, kötülükleriyle iyilikleriyle hepsini bir bütün olarak bunlar tartışılmaz diyorsanız tabii ki Işid doğurur, çünkü şekilcilik doğurur, başka bir yere varamazsınız.

Prof.dr. İbrahim Maraş