Hadis Kitaplarının Yazarlarının İranlı Olması Hadisleri Nasıl Etkilemiştir?

0
1.580 views


Bir kısmının değil Sünni Müslümanların sahih olarak telakki ettikleri kitapların altısının da yazarı İran kökenlidir. Buhari, Nesai, Müslim, Ebu Davud da İran’ın kültür muhitinden çıkmış insanlardır. Hadislerin Hicretten sonra iki yüzlü yıllardaki derleme döneminde İran’da bir devlet kurulmuştur. Nuh Bin Saman adında bir adamın kurduğu Samanoğulları Devleti. Buradaki saman bizim hayvanların yemi olarak anladığımız saman değildir, huzur ve sükunet anlamına gelir. Nuh Bin Saman İranlı soylu bir aileden gelmiştir. Bu devleti kurmuştur. Bu devlet Abbasi hanedanlığıyla, Abbasoğullarının kurmuş olduğu devlet ile çok iyi diyalog kurmuşlardır. Samanoğulları prensleri Abbasiler nezdinde çok itibar görmüşlerdir. Onların da desteklemesiyle bu devletin himayesi ve desteği sayesinde onların muhitinde hadisler derlendi, ilk kitaplar meydana getirildi. Özellikle Samanoğullarının devlet otoritesiyle bu kitaplar sahih kitaplar kabul edilip bunların dışındaki kitaplar ise sahih sayılmamıştır. Abbasi Devleti ile ittifak halindeki Samanoğulları Devletinde bu altı kitap sahih kitaplar olarak lanse edildi. Bu insanlar hadis derledikleri zaman İrani bir zihniyet vardı. O zihniyetten özellikle bahsetmek isterim. Daha önce hudut boylarında İranlı askerler Müslümanlar ile tanışmışlardı. Müslümanları biliyorlardı ve İslamiyet onlara etki etmişti. İşte o etki Celula’da kendisini gösterdi. Altı bin İranlı asker Müslümanlarla savaşmak istemiyoruz, Müslümanların haklı olduğuna inanıyoruz, onları dinlemeliyiz dediler ve savaşmadılar. Bu durum İran askerleri arasında bir moral çöküntüsüne sebep oldu. Dolayısıyla o Celula’da ağır bir yenilgiye uğradılar ve içlerine doğru çekildiler. Bunu bir kenara bırakalım. Burada söylenmek istenen şey; bu hadiseden sonra İran halkı yöneticilerinin, liderlerinin, kutsal kişilerinin kendilerini terk ettiğini düşündü. Zira Şah İran’ı terk edip Çin’e gitti, bir yerde tutunamadı, kaç defa mukabelede bulunmak istediyse de her defasında Müslümanlara karşı yenildiler ve çekildiler, din görevlileri İran’ı terk edip Çin’e gitti. Halk terk ediliş düşüncesinden sonra İslam’a girmiştir. İslam’ı kabul etmişlerdir. Arapların dini güzel bir dindir, onları dinlememiz gerekir dediler ve Müslümanlardan yana bir tavır takındılar. Bu düşüncenin sonucu olarak İranlı bürokratlar İslamiyet’i incelemeye başladılar. İslam’ı öğrenmek istediler. Bu din nasıl bir dindir? Bu dinin kitabı ne diyor? O bürokratlar daha o dönemde İran’ın fetih yıllarının hemen akabinde bunları düşünmeye başladılar. O dönemde Allah’ın kitabını öğrenmek amacıyla Arapçayı öğrenelim gayesinde Arap dilini incelemeye başladılar. Arapların gramerini ilk yazan Sibevey isminde bir İranlıdır. Niye? Çünkü Allah’ın kitabı o dinle nazil olmuştu. Allah’ın kitabını anlamak için, öğrenmek için Arapçayı öğrenme ihtiyacı duymuşlardı. Sonra bir takım İranlı çevreler Arapların eski cahiliye şiirlerini derlediler. Babadan oğula dinleyerek gelen cahiliye devrinin şiirlerini ilk defa İranlılar derlemeye koyuldular. Arap şiirlerini sadece yazıya çekmediler aynı zamanda ahenk konumunu, şiir türünü, vezinlerini belirlemeye çalıştılar. Akfeş adındaki bir İranlı cahiliye devrinin şiirlerini vezinlerine ve ahenklerine göre kategorize etti. Yine bir İranlı Halil Bin Ahmed Arap şiirlerine dayanarak aruz veznini kurmuştur. İranlılar yoğun bir şekilde İslam kültürünün içine girmiş ve İslamiyet’i incelemişlerdir. İranlılar bir yandan da Pehlevice şiirleri Arapçaya tercüme eder olmuşlardı. Hatta bazı İranlılar çöle gidip orada yaşayan insanların konuşmalarını derlemeye çalışıyorlardı. Niye? Arap dilinin kelimelerinin inceliklerini öğrenmek için. Çöldeki Arap hangi kelimeleri hangi manada kullanıyor? Bunu yapmalarındaki amaç Kur’an’daki kelimelerin gerçek manalarına ulaşmaktı. Onları dinliyorlardı. Daha sonra İranlılar Hz. Peygamberden hatıralar ve sözler derlemeye başladılar. Araplar yeni yeni yazı öğreniyorlardı. İlk başlarda hiç yazıları yoktu. Tek yazılı şeyleri Kur’an’ı Kerim’di. Peygamberimiz de Kur’an’dan başka bir şey yazmayın emri vermişti. Yazı işi yalnızca Kur’an için kullanılıyordu. İranlılar devreye girince İslam’ın yapısını Kur’an’ı anlamaya çalışırken Arapçayı inceliyor, öğreniyorlar, Arap sözlerinin edebiyatını derliyorlardı. Hadisleri de İslam’ı öğrenmek için İranlılar derlemiştir. O dönemde bu çalışmalar özellikle Samanoğulları tarafından teşvik de edilmiştir. Samanoğulları iktidarı gölgesinde Abbasiler de buna katılarak hadisler derlenmiştir. İranlıların tabiriyle hadis uydurmacılığının kervanını yürütmeye başladılar. Başlarında da Ebu Hureyre geliyordu. Ebu Hureyre’ye de salali karvani hadisen – hadis uydurmacılığının kervanının yöneticisi deniyordu. Bunlar bilinmesi gereken şeylerdir.

Prof. Dr. Mikail Bayram