Hadisler neden dinin kaynağı olamaz?

0
21.230 views

Bu soruya sağlıklı bir cevap verebilmek için öncelikli olarak dinin kaynağının ne olduğunun netleştirilmesi gerekir. Bu noktada önemli bir ayrım çıkmaktadır karşımıza: Dinin kaynağını belirlerken dinin sahibi olan Allah’ın İlahi kelamına başvurmak ya da geleneksel yorum ve kabulleri esas alarak Allah’ın sözünün yanına insani söz ve yorumları katmak. İlk yol Kur’an ayetleri tarafından belirlenen yoldur. İkincisi ise Peygamberimiz’e atfedilen hadisler, sünnet başlığı altında ortaya çıkan hadislerin pratik uygulamaları, mezhep imamlarının keyfi bir şekilde esas aldıkları hadislerden hareketle ortaya koymuş oldukları din yorumları ve tüm bunların yanında “din âlimi” kabul edilen kişilerin yaptıkları tercihler doğrultusunda kaleme aldıkları ilmihal kitaplarından oluşmaktadır. Bununla birlikte ikinci yolun içinde çeşitli tarikat ve cemaat liderleri tarafından şekillendirilmiş din anlayışları da bulunmaktadır. Şimdi sormak gerekir bu şekilde bir dinin hükümlerini belirlemiş olan kimdir? Bu zihniyetteki kişilere haykırırcasına bir soru yöneltir Kur’an ayetleri:

“Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.”(49 Hucurat-16)

(Bakınız: Neden Dinin Tek Kaynağı Kur’an’dır?)

Yazık ki insanlara ibret ve hidayet olmak üzere gönderilmiş Kur’an ayetleri gereğince dikkate alınmadığından Müslümanlar da önceki din mensuplarının düştüğü hatalara düşmüş ve Allah’a dinlerini öğretircesine Allah’ın hükümleri ile yetinmeyerek sayısız ilave ve eksiltmeler yapmak yoluyla yeni bir din inşa etmişlerdir.

Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar. (12-Yusuf-40)

Şüphesiz insanlar din adına asılsız şeyler uydururken bunu bir kutsal üzerinden yapmalıydılar. Allah’ın vahyi ortadaydı. Başka bir kutsal bulunmalıydı ki alternatif olarak Peygamberimiz’den daha iyi bir dayanak bulmak oldukça zordu. Bu sebeple Peygamberimiz’in vefatından itibaren sürekli olarak yeni şeyler uydurulmaya ve uydurulan bu sözler de Peygamberimiz’e mal etmeye başladılar. Oysa Kur’an ayetleri, Allah’ın hükmüne kimseyi ortak etmeyeceğini açık bir şekilde ifade ediyordu:

   Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. (18-Kehf-26-27)

Din adına ortaya çıkan uydurmaları Peygamberimiz üzerinden kutsallaştırmaları yetmediği gibi bir de Peygamberimiz’in dilinden de aktarmalar yapmak yoluyla iftiralarda bulunuyorlardı. Oysa Kur’an’da, Peygamberimiz’in yalnızca kendisine vahyedilene uyduğu, Kuran’ın gerekli tüm detaylara sahip olduğu ifade edilmektedir:

Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (6-Enam-114)

De ki: “Ben sizi yalnızca vahiy ile uyarıp korkutuyorum.” (21-Enbiya-45)

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle karşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbim’e isyan edersem büyük günün azabından korkarım.” (10-Yunus-15)

Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? (29-Ankebut-51)

Dine sokulan ilavelerin ve hadislerin uydurulmaları çok çeşitli sebeplere dayanmaktadır. Söz konusu bu sebeplerin temelde şu başlıklar altında değerlendirilmeleri mümkündür:

  • Dini bozmak, yozlaştırmak için uydurmalar
  • Siyasi ayrılıklardan kaynaklanan uydurmalar
  • Dini eksik zannedip, kendince dini kurtaranların uydurmaları
  • Dini sevdirmek için uydurmalar
  • Mezheplerini, fikirlerini doğru çıkarmak için uyduranlar
  • Zorlama altında uyduranlar
  • Maddi çıkar sağlamak için uyduranlar
  • Manevi çıkar sağlamak için uyduranlar
  • Gelenek ve görenekleri dinselleştirmek için uyduranlar
  • Diğer dinlerdeki uydurmaların dinimize taşınmasıyla oluşan uydurmalar

Oysa hadisler dinin bir parçası olarak kabul edilirse dinimiz eksik, sorunlu, insan yaratılışı ve aklına aykırı, çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu bir din haline gelir ki zaten geleneksel İslam anlayışı ne yazık ki bu hale gelmiştir. Hadisler Kur’an ile çelişmeleri bir yana kendi içlerinde de çelişkiler ihtiva etmektedirler. Öyle hadisler vardır ki Kur’an ayetleri tarafından ortaya konulan Allah, Kur’an ve Peygamber anlayışına iftiralar içermektedirler. Kur’an ayetlerine aykırı bir Allah tasavvuru, zalim, sapkın ve şehvet düşkünü bir Peygamber tasavvuru, ayetleri kaybolmuş ya da eksik kalmış bir Kur’an tasavvuru yapan birçok hadis vardır (hem de kütüb-ü sitte denen en önemli hadis kaynaklarında). Allah’ın haram etmediği bazı hadislerle haram edilmiş (midye ve karides yemek gibi), Kur’an “Dinde baskı ve zorlama yoktur (2-Bakara-256)” demesine rağmen, bazı hadislerle, insanlara zorla dayatmalarda bulunulmasına, dinden dönenin ya da örneğin namaz kılmamakta diretenin öldürülmesine zemin hazırlanmaya çalışılmıştır.

Üstelik zannedildiği gibi sahih kabul edilen hadis kitapları da sağlam bir delil ve dayanağa dayalı değillerdir. Gerek toplanış zamanları gerekse toplanma usulleri açısından güvenilmezdirler. İşin ayrı bir tarafı hadisleri dinin önemli bir bölümü olarak kabul edip savunan insanların büyük çoğunluğunun hadislerden haberdar olmamalarıdır. İnsanlar Kur’an okumadıkları gibi hadisleri de okumamaktadırlar. İlmihal kitapları ya da dini içerikli bazı yayınlarda okudukları seçme hadislerden hareketle hadisler hakkında yüzeysel bilgi sahibi olmaktadırlar.

Hadislerin hem Kur’an ile hem de kendi aralarında çeliştiklerini göstermek için yığınla örnek vermek mümkündür. Ama yazının boyutu dikkate alındığında aşağıda sıralanan bazı hadislerden hareketle neden hadislerin dinin kaynağı olamayacağını açık bir şekilde anlamanın mümkün olacağı kanaatindeyiz:

İşte Önemli Hadis Kitaplarında Yer Alan Bazı Hadisler:

“Namaz kılan bir adamın önünden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazı bozulur” (Buhari 8/102; Hanbel 4/86).

Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmesini emreden ayet, Ayşe’nin döşeğinin altındaki sahifede yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Ayşe onun defin işlemleriyle meşgul iken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sahifeyi yedi ve böylece taşlama cezası Kuran‘dan çıktı; ama hükmü devam ediyor” (İbni Mace 36/1944; Hanbel 3/61; 5/131,132,183; 6/269).

“Keçinin yemesi sonucu Kuran‘dan çıkan taşlama ayetini Ömer Kuran‘a tekrar sokmak istedi; ancak halkın dedikodusundan korktuğu için cesaret edemedi” (Buhari 53/5; 54/9; 83/3; 93/21; Muslim, Hudud 8/1431; Ebu Davut 41/1; Itkan 2/34).

“Bir grup maymun zina yapan bir maymunu yakalamış ve taşlama cezasını uyguluyorlardı. Onları bu haklı işte desteklemek için ben de taş atarak yardım ettim” (Buhari 63/27).

“Peygamber hiç bir vakit ayak üstünde işemedi” (Hanbel 4/196; 6/136,192,213). “Peygamberin ayak üstünde işediğini gördüm” (Buhari 4/60,62; Hanbel 4/246; 5/382,394).

“Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı. Ellerini ve ayaklarını kesti. Gözlerini oydu. Çölde susuz ölüme terketti. Biz onlara su vermek isteyince Peygamber bizi engelledi” (Buhari 56/152, Tıb 5/1; Hanbel 3/107,163).

“Allah’ın elçileri arasında ayırım yapmayınız. Ben, Yunus peygamberden bile üstün değilim” (Buhari 65/4,5; Hanbel 1/205,242,440; 2/405,468). “Ben Adem oğullarının efendisiyim” (Hanbel 1/5; 5/540,388). “Hesap günü tüm peygamberler korku içinde canlarının derdinde iken, sadece ben ümmetimi düşüneceğim” (Buhari 97/36).

“Uğursuzluk üç şeydedir, at, ev ve kadın” (Buhari 76/53).

“Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca dünyada depremler olur” (İbni Kesir, 2/29; 50/1).

“Liderler mutlaka Kureyş kabilesinden seçilmelidir” (Buhari 3/129,183; 4/121; 86/31).

“Tüm kara köpekleri öldürünüz. Çünkü onlar şeytandır” (Hanbel 4/85; 5/54).

“Karga fasıktır” (Buhari 59/16; Hanbel 2/52).

“Allah zamandır” (Muvatta 56/3).

“Allah, ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir” (Buhari 97/24, 10/129).

“Peygamber 30 erkeğin cinsel gücüne sahipti” (Buhari).

“Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar Zeynep’le yatardı” (Buhari, Hibe/8).

“Peygamberin izniyle ihramdan çıkıp Mina’da bulunan kadınlarımıza yöneldik. Cinsel organlarımızdan meni damlıyordu ” (Buhari, Hac/81; Müslim Hacc/141).

“Peygamber, Medine’de bir yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.” (Buhari 59/11; 76/47; Hanbel 6/57; 4/367).

“Sol elinizle yemeyiniz, içmeyiniz; çünkü şeytan sol eliyle yer içer” (Hanbel 2/8,33).

Görüldüğü gibi hadisler hem Kur’an ile hem de kendi içlerinde çelişmektedirler. Şimdi sormak gerekir! Siz bu sözleri Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’e yakıştırabiliyor musunuz? Ya da Hz. Peygamber’in ahirette ümmetinden şikâyetçi olmasının sebebinden haberiniz var mı?

Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk ettiler.” (25-Furkan-30)

Dikkat edilirse Peygamberimiz, şikâyette bulunurken, “Benim sözlerimi, davranış ve yaşantı şeklimi terk ettiler” dememekte, Kur’an’ın terkedildiğini ifade etmektedir. Bugün yeryüzünde Müslümanlar kadar düzenli ibadet edip kendilerine gönderilen İlahi kitabı bu kadar çok okuyan başka bir topluluk yokken, nasıl oluyor da bu kadar çok okunmasına rağmen hala Kur’an’dan ibret alınamıyor hiç düşündünüz mü? Hiç şüphesiz bunun çeşitli sebepleri var. Öncelikle Müslüman dünyanın önemli bir kısmı Kur’an’ın dili olan Arapçayı bilmediği için Kur’an’ı anlayarak okumamaktadırlar. Kur’an’ı anlayarak okuyanların büyük çoğunluğu da Kur’an’ı kendisinden dinin öğrenileceği bir kitap olarak okuyup anlama derdinde değiller. Bu nasıl bir çelişkidir ki Allah kullarına bir mesaj gönderiyor ama insanlar onu anlamaya çalışmıyor? Anlamadığı için ibret alamıyor. Din adına yeterli görmediği için yanına başka söz ve kitapları ilave ediyor. Sonuç olarak da Allah’ın dini indirildiği şekli ile değil uydurulduğu şekli ile yayılıp yaşanmaya çalışılıyor. Bu ise çok büyük bir vebaldir ve daha önceki dinlerin düştükleri hatalara düşüldüğünün en büyük delilidir.

Allah dinin tamamladığını ve kelimelerinin eksiksiz olduğunu söylerken Müslümanlar Allah’ın sözünü yeterli görmemiş ve Allah’ın eksik bıraktığını düşündükleri dini gelenek ve uydurmalar ile tamamlamaya cüret etmişlerdir. Kur’an’ın açıklamadığı şeylerin helal yani Allah tarafından serbest bırakılmış şeyler olduğunu anlayamamış ve kendilerince açıklanması gerektiğini düşündükleri bu meseleleri kendileri açıklama ve nihayetinde dinselleştirme yoluna gitmişlerdir. Oysa Kur’an ayetleri bu noktada da insanları uyarmış ve Kur’an indirilirken açıklanmayan şeylerin Allah tarafından affedildiğini bildirmiştir:

Ey iman sahipleri, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir. (5-Maide-101)

Müslümanların acilen dalmış oldukları bu gafletten uyanmaları ve din adına uydurmalara değil, Kur’an ile kendilerine gönderilen mesaja uymaları gerekmektedir.