Halifelik Nedir? Müslümanların Halifesinin Olması Zorunlu mudur?

0
20 views
Halifelik Nedir? Müslümanların Halifesinin Olması Zorunlu mudur?


Öncelikle şunu söyleyelim ki halifelik dünyevi bir idaredir. Ne Kurʼanʼı Kerim ne de Peygamberimiz sağlığında; insanlara şu işi şöyle yapın ya da benden sonra şunu getirin şeklinde bir tavsiyede bulunmamıştır. İnsanların kendi işleridir. Dolayısıyla peygamberimiz vefat ettiğinde ilk Müslümanlar Medineliler toplanarak kendi aralarında bir yönetici seçmeye karar vermişlerdir. Bu gayet tabi bir olaydır. Çünkü devlet boşluk kabul etmez, anında birini seçmeniz gerekir. Bizi ilgilendiren bugüne kadar uygulanmış sisteme bakıldığında ne Kurʼanʼda ne sünnette; halifeliğin papalık benzeri dini bir kurum olduğuna dair hiçbir veri yoktur. Üstelik bugüne kadar da böyle bir iddiada İslam dünyası yapılanmamıştır. Hilafet dini amaçla ilk olarak sadece bir kere Kırımʼın Ruslar tarafından ele geçirilmesine müteakip 2. Katerinanın imtiyazında kullanılmıştır. Kendisi Rusyaʼda yaşamakta olan Müslümanlar sizin himayeniz altında olsunlar, sizin himayenizde yaşayan Ortadokslar da benim himayemde olsun demiştir. Katerina bunu verdikten sonra kendisi Müslümanların himayesinde olmasını engellemek için hemen Rusya Müslümanları Müftülüğünü kurmuştur. Atamayı da kendisi yapmış, dolayısıyla bir taraftan verip bir taraftan da engellemeye çalışmıştır. Osmanlı da bunu kullanmayı hayatında düşünmemiştir. Çünkü Osmanlı Yavuz Sultan Selim döneminde bile hilafeti aldığında Türklerin bir devlet anlayışı vardı zaten. Biz Fatih dönemine baktığımızda da hilafet benzeri tartışmaların hiçbir zaman yapılmadığını ama sanki padişahlara verilen yetkinin de Türk Devlet anlayışlarıyla hilafette verilen yetkinin aynısı olduğunu düşünüyoruz. Zaten tarihte hiçbir zaman İslam ülkelerini bir bayrak altında toplayan bir devlet olmamıştır. Böyle bir şey ütopiktir, böyle bir şeyin peşinde koşmak da imkansızdır. Aslında bunun başlangıcı esas olarak Hz. Ali, Hz. Osman dönemi tartışmaları sonucunda Hicri 1. Asrın sonunda Şia mezhebi ortaya çıkması ve o klasik Pers geleneği ve başka geleneklerin etkisiyle sanki hilafet Hz. Aliʼnin, ehli beytin hakkıydı gibi düşüncelere karşı ehli sünnet geleneği kendince bir mücadele ortamı geliştirmek için sanki bunu kabul eder mahiyette, buna karşı bir argüman geliştirmek üzere hilafeti dini bir gelenekmiş gibi kabul etmelerine dayanmaktadır. Oysa böyle bir şey olmadı. En çok son dönemden bahsederler. 2. Abdulhamit asla hilafeti siyasi olmanın dışında; bütün ülkeleri toprağım etrafında birleştiririm veya bir bayrak içinde sınırlandırırım şeklinde bir düşünceye kapılmadı. Zaten bu imkansızdı, ayakta durmaya çalışıyordu. Sadece kendisine destek bulmak için bir hilafet politikası uyguladı. O dönemde Ziya Gökalp veya o dönemin meşhur aydınları, bir kısmı iki grup İsmail Gaspıralı ve Ziya Gökalp gibi aydınlar hilafetin sadece ve sadece ilmi ıstılah birliği ve eğitim birliği olarak görülmesini bir kültürel birlik olarak görülmesini savunuyordu. Cemalettin Afgani ve İkinci Abdulhamit dediğim gibi buna çok fazla girmeyip, biraz İslam dünyasından destek alalım diye siyasi görüyorlardı. Benim elimde Rusya Devletiʼnin çarlık döneminde hazırlattığı polis raporları da var. Pan İslamizm ya da İttihad-ı İslam kavramı bize batılı oryantalistlerin suçlama mahiyetinde yüklediği bir kavram. Hilafeti de bu şekilde algılamak istiyorlar. Yani Müslümanlar kendi aralarında bir siyasi birlik değil de ticari birlik ve eğitim birliği sağladığında hemen korkuyorlar. Bunlar bir araya mı geliyor?.. bu gayet doğaldır. Onun için biz hilafet değil de şöyle anlamalıyız ki Müslümanların içtimai birliği, sosyal birliği her zaman söz konusudur. Müslümanların kültürel birliği her zaman söz konusudur. Ziya Gökalpʼin dediği gibi eğitim birliği ve yahut da ıstılah birliği her zaman söz konusudur ama siyasi birlik hiçbir zaman söz konusu olmamıştır. Bunun karşısındaki teori bizim için daha mantıklıdır. Bu normal devlet geleneğidir, şartlar neyi gerektiriyorsa o. Mesela Farabi olsun, İbni Sina olsun el Medinetül Fazıla adında bir devlet teorisi geliştirdiler. Esas geçerli olan teori budur. Daha gerçekçidir, ahlaka ve adalete dayalıdır. Onun için mesela Tatar alimlerinden Musa Carullah devletlerin imanı küfrü olmaz, devletlerin imanı adalettir küfrü de zulümdür demiştir.
Prof. Dr. İbrahim Maraş