Diger

Hinduizm neden hak din olamaz?

Hinduizm, bugünkü durumuyla büyük ölçüde Brahmanizm, kısmen de Budizm, Jainizm ve yerel putperest inançların birleşimi şeklinde; içinde reenkarnasyon, karma ve yoga gibi mistik ruhçu unsurların olduğu panteist bir dindir.(Bakınız: Panteizm İnancı Neden Problemlidir?) En önemlisi de büyük bir kısmı birçok ilaha, bazıları ise tek ilaha inanır. (Bakınız: Birden Fazla İlah Olmadığını Nereden Biliyoruz?)

Hinduizm’in neden doğru din olmadığını anlamamız için ilk olarak onun kutsal metinlerine bakmamız; onun yaratılış, tanrı, kurtuluş ve ölümden sonraki hayat anlayışını incelemememiz gerekir. Hinduizm çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa pek çok farklı  tanrı anlayışına sahiptir. Bu dinin ilk dönemindeki ( MÖ 1500-MÖ 3.yy) kutsal metinlerden Vedalar’a baktığımızda Hindistan’a göç eden Aryan halkının çoktanrılı bir inanca sahip olduğunu, ancak MÖ 5.yüzyılda Upanişad metinlerinde ise tektanrıcılığa yakın bir inanca sahip olduklarını görürüz. Ancak bu tektanrıcılık bizim sahip olduğumuz tevhid inancından farklıdır; Hristiyanlıktaki üçleme inancına benzeyen Brahma, Şiva, Vişnu tanrılarından oluşan İşvara isimli bir tektanrı inancıdır. (Bakınız: Teslis İnancı Neden Problemlidir?) Hinduizm’in farklı dönemlerde değişen belirsiz ve tutarsız bir tanrı anlayışının olması, bu dinin doğru din olmadığının ilk kanıtıdır.

Hinduzm’in tanrı anlayışı gibi yaratılış anlayışı da oldukça belirsizdir. Modern Hindu inancına göre insanın yaratılması tanrılar arasındaki bir oyundur (lila) ve ilahi güçler kendi arzularını gerçekleştirmek için varoluşu şekillendirir. Hayat ise insanın bu oyunun içinde olmasıdır ve insanın içinde olduğu bu hayat bir ilüzyondur (maya). Ne zaman insan aydınlanır ve bu oyunun farkına varırsa kurtuluşa (nirvana) ulaşır. İnsanın aydınlanamamasının sebebi ise bilgisizliğidir (avidya). Bu bilgisizlik varlıklar arasındaki birliğin farkına varamamaktır. İnsan bu ilüzyonun farkına varamazsa sonsuza kadar ruh göçünün (samsara) içinde hapsolur ve yeniden doğar. Nirvanaya ulaştığı zaman ise içindeki tanrısal öz, evrensel özle birleşir ve onun bir parçası olur, yani tanrısal özellik kazanır.  Yani Hinduizm panteist bir dindir, bu inanca göre insan, tanrılar, evren ve diğer bütün canlı ve cansız varlıklar aynı özdendir; birbirlerini tamamlar. Bu konuyla ilgili bazı mantıksızlıklar karşımıza çıkar. İlki insanın tanrısal bir öze sahip olmasına rağmen, neden aynı öze sahip yaratıcı tanrıların oyunu olan bir ilüzyon içinde olduğudur. Bu ilüzyonun içine onun konması bir irade gerektirir, bu irade nedir? Bu sorunun bir cevabı yoktur. Diğer bir şey ise sonsuz ve başlangıçsız olan ve aynı özden olan bir evren ve madde birleşimi düşüncesinin  günümüzdeki pek çok kozmolojik ve bilimsel argümanla çürütülmüş olmasıdır. Evren; her şeyin üstünde  irade sahibi, mükemmel bir tasarımcı olan yüce Allah tarafından içindekilerle beraber yaratılmıştır.(Bakınız: Evrenin Başlangıcı Ve BigBang teorilerinin felsefi Ve Teolojik Sonuçları Nelerdir?)

Hinduizm ile ilgili bir başka tutarsızlık ise ölümden sonraki hayatla ilgilidir. İlk dönem Hinduizm’de (MÖ 1500-MÖ 3.yy) insanın ölümden sonraki hayatı dünyada yaptığı iyi ve kötü amellere göre belirleneceği cennet ve cehenneme çok yakın bir ahiret inancı vardır. (Bundan, o bölgede vahyedilmiş bir hak dinin de Hindu inançlarında etkili olmuş olabileceği kanaatine varıyoruz.) Ancak bu inanış modern Hinduizm döneminin (1.yy-16.yy) başlarında değişmiş, yerini Upanişad metinlerinde ortaya çıkan, o bölgedeki yerel dinlerden Hindu dinine geçen bir batıl inanç olan ruhgöçüne  (reenkarnasyon) bırakmıştır.  Bu inanç mantıktan uzaktır çünkü madem insan iyi ve kötü işler yapmasına rağmen, tekrar tekrar dünyaya gelecekse, bu iyi ve kötü işlerin olması gerektiğinin hiçbir anlamı yoktur. Ayrıca reenkarnasyon inancına göre insan sadece insan olarak değil, hayvan veya başka şeyler olarak dünyaya gelmektedir.  Eğer insan, hayvan veya bir cisim olarak dünyaya gelecekse, sahibi olduğu özgür irade özelliği ona boşuna mı verilmiştir?   Bu fikir insan fıtratına aykırıdır ve üst seviyede saçmadır. Ayrıca sürekli insan nüfusunun artması da bu inanç açısından bir sorundur, mevcut sabit sayıdaki ruhlar bu yeni ruh ihtiyacını açıklayamaz. Yeni ruhların (canların) yaratıldığı söylendiği zaman ise reenkarnasyoncu anlayışın dışına çıkılmış ve tektanrılı dinlerin söylediği noktaya gelinmiş olunur. (Bakınız: Reenkarnasyon Var Mıdır?)

Hinduizm’in pek çok unsurunun yanlış ve mantıksız olduğuna dair kimi eleştiriler ise bizzat 19.yüzyılda onların kendi içlerinden aydınlardan tarafından yapılmıştır. Ram MohanRoy gibi modern Hinduizm’İn kurucusu olan aydınlar, Hristiyanlık ile tanıştığında semitik dinlerin mantığa en uygun ve mantıklı dinler olduğunu söylemiştir. Ayrıca Brahma Samaj gibi modern Hindu mezhepleri bu dinin putperest öğelerle yozlaştırıldığını ve esas Hindu dininin Veda kutsal metinlerinde olduğunu savunmuştur. Diğer pek çok modern Hint aydını da kast sistemi ve sati (canlı kadın kurbanı) gibi geleneklerin akla ve insanlığa aykırı olduğunu savunmuş, bunlar modern Hindistan’da yasaklanmıştır.

Sonuç olarak özünde bazı ekolleri tektanrıcılığa yakın olmasına rağmen farklı dönemler pek çok batıl dinin hurafelerine maruz kalmış, akla ve insanın doğasına aykırı tutarsızlıklar içeren bu din hiçbir anlamda doğru din değildir.  Dünya ve kainattaki mükemmel tasarımı fark edebilen, içinde hiçbir mantıksızlık içermeyen, aksine insanın yaratılışına en uygun dini arayan insan için ise İslam dini en güzel dindir.