Hz. Ömer Kur’an’a Muhalefet Etmiş midir?

0
39 views

İslam tarihinde birtakım hükümlerin kendilerine atfedildiği ve onların bir basamak olarak kullanıldığı çok sayıda şahsiyet vardır. Bu şahsiyetlerin başında da Hz. Ömer gelir. Çünkü Hz. Ömer döneminin en meşhur, en adil, en önemli halifelerinden birisidir. Yaptığı işlerle ilgili daha sonraki süreçte kimse eleştirecek herhangi bir şey bulamamıştır. Mümkün mertebe gününün şartlarında her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışmıştır. Dolayısıyla daha sonraki süreçte insanların yapmış oldukları veya yapmaya niyetlendikleri veya tarihte birilerine yaptığı birtakım hataları da masumlaştırmak için Hz. Ömer’e atfetme geleneği oluşmuştur. Bunlardan birisi de müellefei kulüb meselesidir. Müellefei kulüb ne demektir? Allahu Teala Tevbe Suresi 9/60. Ayette zekâtın kimlere verileceğini anlatmaktadır. İlgili ayet şöyledir;
1. İnnemâs sadakâtu lil fukarâi –zekatlar fakirlere verilir,
2. Vel mesakîni – miskinlere verilir,
3. Vel âmilîne – bu iş için görevli memurlara verilir,
4. Aleyhâ vel muellefeti kulûbuhum – kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlara verilir,
5. Ve fîr rikâbi – kölelerin, esirlerin kurtarılması için verilir,
6. Vel gârimîne – borçlular için borçlarından kurtulmaları için verilir,
7. Ve fî sebîlillâhi – Allah yolunda savaş, cihad için verilir,
8. Vebnis sebîl – yolcular için verilir,
9. Farîdaten minallâh – bunlar Allah’ın belirlediği paylardır,
10. Vallâhu alîmun hakîm – Allah her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen ve hükmü en güzel şekilde belirleyen, koyandır.
Ayeti kerimede zekâtın verileceği sınıflar fakirler, miskinler, memurlar, müellefeyi kulüb, esirler, borçlular, fi sebilillah, vebnissebildir. Daha sonra demişler ki Hz. Ömer halife olduğu dönemde kalpleri İslam’a ısındırılacak olanları bu sekiz gruptan çıkarttı. O günkü dönemde zekâtları yedi gruba dağıttı. Hatta şöyle söylediler; kalpleri İslam’a ısındırılacaklardan bazı kişilere biz Resulullah döneminde, Hz. Ebubekir döneminde zekât fonundan, yani vergilerden paylar ayırıyorduk ama şimdi siz vermeyin diyorsunuz, vermeyelim mi? Vermeyin. Dolayısıyla şöyle bir sonuca varıyorlar; demek ki Hz. Ömer öyle bir anlayışa sahipti ki Kur’an’ı Kerim’in lafzı ile değil, ruhu ile maksadı ile amel etti. Hatta lafzına aykırı davranarak bu bir grubu neshederek zekât sınıflarını yedi gruba indirdi. Oysa doğrusu nedir? Doğrusu şudur ki; Resulullah döneminde, Hz. Ebubekir döneminde zekât verilen bazı kişiler var. Bunların kimilerinin şerrinden korunmak için, kimilerinin de gönüllerini ısındırmak için zekât fonundan belli paylar veriliyordu. Fakat Hz. Ömer döneminde İslam coğrafyası çok genişledi, İslam’ı herkesin öğrenme, okuma, anlama, eğer kalbinde birtakım endişeler var ise açıklama imkanları doğdu. Ancak bunlara rağmen halen kendilerini kararsız konumlandırarak ne Müslüman konumuna dahil oldular ne de tamamen diğer grupta yer aldılar. Ortada kalarak bu zekât fonundan beslenmeye devam ettiler. Bu kişiler isimleri belli kişilerdi. Hz. Ömer zekât dağıtım kalemlerini istediği zaman alıp bu isimleri gördüğünde neden onlara zekât verildiğini soruyor. Bugüne kadar veriyorduk diyorlar. Niçin? Müellefei kulüb – kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar. Şerlerinden korunmak için. Hz. Ömer de bunların ne kalplerine ihtiyacım var ne de şerlerine, bugüne kadar kalpleri ısınmadıysa bundan sonra canları isterse ısınmasın, şerlerinden de hiçbir zarar gelmez diyor ve isimleri listeden siliyor. Dolayısıyla Hz. Ömer’in yaptığı şey o güne kadar o fondan zekât alan belli kişilerin artık alamaması şeklindeki bir tasarrufudur. Yoksa Hz. Ömer böyle bir sınıfı kaldırmamış, böyle bir kategoriyi de yok saymamıştır. Nitekim o belli kişilerin dışında yine müellefi kulüb fonu mevcuttu ve yine kalpleri ısındırılacak olanlara Hz. Ömer zekâtı vermeye devam ediyor. Dolayısıyla ilgili ayette geçen bu grubu yok saymak çok yanlış bir düşüncedir. Kendilerine bunu basamak için kullanarak güya Hz. Ömer maksadına göre amel etmiştir deyip bugün şu ayetin aslında maksadı budur gibi düşüncelerle Allahu Tealanın gönderdiği Resulullahın tebliğ edip uyguladığı Kur’an’ın lafzından, asıl özünden uzaklaştırıp keyiflerine göre anlamlanlandırma, yorumlandırma ve kendi zihinlerindeki dini ona adapte etme zihniyetine girmişlerdir. Dolayısıyla Hz. Ömer’e atfedilen bu düşüncenin Hz. Ömer ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.
Prof.dr. Servet Bayındır