İlk Günahın Sebebi Kadın mı?

0
426 views

İsrailiyat ve Mesihhiyat kaynaklı inanca göre şeytan, ilk önce kadını (Havva) kandırmış ve kadın vasıtasıyla da Hz. Adem’i Allah’ın emirlerine karşı gelmeye ikna etmiştir. Hıristiyan mezheplerin çoğunluğuna göre insanlığın “ilk günahı” olarak bilinen ve günümüze kadar yaşamış ve bugün de yaşamakta olan tüm insanlara miras kalan bu günah (miras günah) ile kadınlar, “şeytanın insan soyuna giriş kapısı” olarak tanımlanmış ve yüzyıllardır suçun kaynağı olarak lanetlenmişlerdir.

Hıristiyan ilahiyatının “ilk günah” öğretisi, her ne kadar Tevrat’ın Tekvin bölümüne dayandırılıyorsa da “miras günah” öğretisini esas şekillendiren Yeni Ahit’in Romalılar bölümü olmuştur. Bu öğretiye göre Hz. Adem’in işlediği ilk günah, bütün çocuklarına geçmektedir ve dolayısıyla her insan bu günahla doğmaktadır. Bu durumdan da ancak Hz. İsa’nın aracılığıyla kurtulmak mümkündür. Kilise öğretisinde Hz. Adem’in günahı ile başlayan “düşüş” ile ilgili anlatım, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinin insanların günahlarına kefaret olmasıyla ilgili anlatımla birleştirilir. Bu inanç, Hıristiyan mezheplerin çoğunluğunun en temel imani akidelerinden birini oluşturur. Öte yandan, Yahudi ve İslam ilahiyatçıları, Hıristiyanların çoğunluğunun benimsediği “miras günah” öğretisine karşı çıkmışlardır. Yahudiler, hem günahla doğmayı, hem de insanın doğası gereği kötü olduğu inancını reddederler. Zira Tevrat’ın ve Eski Ahit’in kimi pasajları (bunları Hıristiyanların da kutsal kitaplarının bir bölümü olarak kabul ettikleri hatırlanmalıdır) çocukların ebeveynlerinin günahlarını taşımayacaklarını dile getirmektedir. Yahudilik gibi İslam inancında da “miras günah” düşüncesi kesinlikle reddedilmektedir.

Kısacası Yahudiler ve Müslümanlar, ilk günahın miras yoluyla aktarılmasına karşı çıktıklarından Hıristiyan ilahiyatıyla önemli bir farka sahiptirler. Fakat konumuz açısından esas önemli soru şudur: İlk günah kadının erkeği saptırmasıyla mı oluşmuştur? Kadının sürekli erkeğin kontrolü altında tutulması gerektiği ve potansiyel bir suçlu olduğuyla ilgili söylem, bu inanca atıf ile desteklenmeye çalışılmaktadır. Yahudilikte, Hıristiyanlıkta olduğu gibi ilk günahın kadının saptırmasıyla gerçekleştiği kabul edilir. Oysa Kuran, bu olaya aynı şekilde yaklaşmamaktadır. Kuran’da, Cennet’ten kovulma olayı tasdik edilmekle beraber, bunun sorumluluğu sadece kadına değil, erkeğe ve kadına beraber yüklenmektedir. Kuran’da şeytanın, Adem’i ve eşini beraber kandırdığı ifade edilir.

Bakara-36: Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir yararlanma imkanı olacaktır.”

Araf-20: Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.”

Kuran, ilk günahtan bahsederken hiçbir zaman sadece kadına (Havva) atıf yaparak bu günahı aktarmaz. Aksine, sadece Adem’e atıf yapılarak (Taha Suresi 120-121) bu günahın gündeme getirildiği ayetler mevcuttur.

Taha-120: Derken şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: “Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacıyla, eskimez-çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?”

121: Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine Cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etti ve şaşırıp kaldı.

Taha Suresi 120. ayette şeytanın Hz. Adem’e vesvese verdiği söylenmekte ve 121. ayette de sadece Adem’den bahsedilmektedir; eşi anılmamaktadır. Eğer sadece Adem’in eşiyle ilgili böyle bir ifade olsaydı, Müslümanlardan birçok kişinin de ilk günahın asıl sorumlusu kadın olduğu için böyle bir vurgu yapıldığı şeklinde yorum yapacaklarını tahmin etmek hiç de zor değil! Kuran metninin ilk günahın sorumluluğunu sadece kadına yüklemeye çalışan anlayışa tamamen kapalı olduğu gözükmektedir. Gerçi İslam inancında “miras günah” öğretisi olmadığı için, ilk günahı herhangi bir cinsin işlemesiyle, o cinsin saptırıcılığı miras olarak kendi cinsine devrettiğini söylemek de mümkün değildir. Fakat görüldüğü gibi böylesi yanlış bir anlayışın hareket noktası dahi Kuran’da mevcut değildir.

Müslümanların Hıristiyanlığın “miras günah” öğretisini reddetmesine, Kuran’da kadının erkeği değil, şeytanın her iki cinsi de saptırdığı geçmesine rağmen, hadis literatürüne öyle bir hadis girmiştir ki, bu hadis Kuran’ın reddettiği bu öğretiyi aktarır gibidir. Buhari ve Müslim’de de geçen hadis şöyledir:

“Havva olmasaydı kadın cinsi, kocasına ebediyyen ihanet etmezdi.” (Buhari, “Enbiya”, 1, 25; Müslim, “Rada’”, 62, 63)

Bu hadis, yukarıda açıkladığımız iki yanlışı birden ihtiva etmektedir. Birinci yanlış, ilk günahtan kadının sorumlu tutulmasıdır; ikinci yanlış ise bir cinsin işlediği günahın sonraki nesillere miras olarak aktarıldığıdır. Bu iddialar, Kuran metninde yer almamaktadır, hatta Kuran’ın ifadelerine aykırıdır. Ayrıca bahse konu olayı “kadının kocasına ihaneti” olarak nitelemek de ayrı bir sorundur.

Peygamberimizin Kuran’a aykırı beyanlarda bulunması mümkün olamayacağına göre hadis kitaplarında aktarılan bu söz hiç şüphesiz Peygamberimize iftiradır. İsrailiyat ve Mesihhiyat’taki izahların etkisiyle bazı Müslüman “alimler” Kuran’da yer almayan bu yaklaşımı kabul etmiş, kadını insanoğlunun Cennet’ten kovulmasına neden olmakla suçlamış ve “kadın saptırıcılığından” korunmak için kadınların erkeklerin kontrolü altına girmesini gerekli görmüşlerdir. Başlangıçtaki bir olgunun yanlış aktarımı, sadece tarihin çarpıtılması olarak kalmamış; kadınları erkeğin kölesi yapmaya çalışan (ve bunu tarihin geniş bir döneminde gerçekleştiren) zihniyet, kadının kontrolünü erkeğe verirken bu çarpıtmalardan faydalanmıştır.

Kadını ontolojik yapısı gereği saptırıcı ve kontrol edilmesi gereken bir varlık olarak sunan bu inancın Kuran’a dayanan bir kökeni yoktur. Kuran, akletme konusunda erkek ve kadınların eşit olduklarını kabul eder. Kuran’a göre insanlar cinsiyetlerine göre değil, takvalarına -Allah’a olan yakınlıklarına- göre değer kazanmaktadırlar. Hiçbir kavme, millete, ırka, soya ve cinse mensubiyetten dolayı bir üstünlük tanımayan Kuran, insanlar arasında ayırt edici özellik olarak sadece takvadan bahsetmektedir. Başkasının günahını yüklenme (miras alma) ve de kendi yapmadığı eylemler için ceza çekme, Kuran’ın anlattığı İslam’la uyumsuzdur. Her kul, hesap gününde, dünyada yaptığı veya yapmadığı eylemlerin hesabını verecek ve karşılığını görecektir.

Fatır-18: Hiçbir günahkar, bir başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen, onu taşımaya çağırsa bile, kendisinden hiçbir şey yüklenilmez. Akraba bile olsa…

Necm-38: Gerçek şu ki hiçbir günahkar bir başka günahkarın yükünü sırtlamaz.
39: Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.