İslam Hangi Durumda Savaşmayı Emreder? Fetih İçin Savaşılır mı?

0
11 views


Prensip olarak, en üst ilke olarak İslam kesinlikle barıştan yanadır. Dinin ismi zaten budur. İslam barışa girmek anlamındadır, Müslümanlık da aynı şekildedir. Ancak Hz. Peygamber döneminde bu genel ilkeye uymayan bazı adımlar atıldığını görüyoruz. Bu bizi aldatmasın. Mesela birilerinin Müslümanlara yönelik bir hareket düzenlediği haberi alınıyor. Her savaşta olduğu gibi dinden ziyade bir hayatta kalma mücadelesi olarak, onlar gelip sizi yok etmeden önce siz onlara karşı yönelip tedbir alırsınız. Mesela Bizans ordularının Tebük’e karşı ilerlediği haberi geliyor ve buna karşılık ordu gidiyor. Müslümanlar için hiçbir tehdit oluşturmadığı bir durumda onlara saldırarak savaş ilan ettiği herhangi bir örnek Hz. Peygamberin hayatında yoktur. Dolayısıyla herhangi bir güvenlik, savaş, saldırı tehdidi olmadıkça Müslümanların son derece barışçıl bir atmosferde yaşayan toplumlarla barış ilişkisi içerisinde olması gerekir.
Fetih meselesi de yanlış anlaşılmaktadır. Fetih askeri bakımdan, strateji bakımından birtakım imparatorlukların (Bizans, Sasani vb) Müslümanlarla olan ilişkileri çok iyi de değilken harekete geçilmesidir. Peygamber dostane ilişkiler olduğunda eğer kategorik olarak Müslüman olmayan herkese savaş ilan edecek olsaydı önce Necaşi’ye etmeliydi. Tam tersine Necaşi’ye gidin o çok dindar adamdır demiştir. Ancak Bizans ve Sasaniler gibi Müslümanları yeni ortaya çıkan bir hareket olarak görerek tedirgin olmuş olabilir. Askerî harekâta sevketmiş olabilir. Müslümanlar da kendileri için bunu tehdit olarak algıladıklarından harekete geçmiş olabilirler. Ama daha önce de dediğim gibi fetihçilik haydi kılıcı alalım fetihe gidelim değildir, bu İslam’a taban tabana zıttır. Çünkü İslam’da fetih gönüllerin fethidir, toprakların fethi değildir. Fakat bazen mesela Kudüs’ün fethinde olduğu gibi Kudüslüler Roma imparatorluğunun valisinin yönetiminden bizar oldukları için Müslümanların orayı fethetmeleri yerli halkın destekleri ile kendiliğinden oluşmuştur. Keza Suriye bölgesinin fethi de normalde Müslümanların o bölgeye kadar gelmiş olmaları ve o esnada Hristiyan Arap kabilelerinin saflarına geçmelerinden sonra kolaylıkla kazanılmış bir zafer olmuştur. Ama genel bir ilke olarak sizinle savaşmayana sırf kafirler diye asla savaş ilanı söz konusu olamaz. Fıkıh kitaplarında olduğu gibi Osmanlı; Müslüman olmayanları yolun ortasından bile yürütmez, Müslümanlar gibi giyindirmez, yolun kenarına sıkışması lazım gibi baskıların, aşağılamaların İslam’la uzaktan yakından alakası yoktur. Bunlar o dönemin siyasi kararları olabilir. Belki de padişahların bu kararları almak için gerekçeleri de olabilir. Ancak bu uygulamalar asla İslam’ın ruhuna, özüne uygun değildir. Dolayısıyla günümüzde de Müslüman olanların, olmayanlarla beraber yaşadığı Türkiye’de, İstanbul’da, İzmir’de, Güneydoğu’da, Yahudilerimiz, Ermenilerimiz, Süryanilerimiz vardır. Örneğin öldürülen Hrant Dink’imiz çok güzel bir insandı. Beyrut’ta Maruniler, Mısır’da on milyona yakın Kıptiler vardır. Yemen’in, İran’ın Yahudileri vardır. Sayıları otuz kırk bin civarında olsa da Zerdüştler vardır. Bunlar bu toprakların İslam gelmeden önce var olan asli sahipleridir ve biz on beş asırdır birlikte kardeşlik içerisinde yaşıyoruz. Bu bile bizim Müslüman olmayanlarla mutlaka savaş, fetih, cihat ilan etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Ama geleneğimizde bu konularda çok ciddi yanlış yorumlar olmuştur. Hatta çağdaş dönemde bilhassa İslamcı hareketlerin maalesef bu konuda çok kötü bir örnek oluşturduğunu söyleyebiliriz. Adeta Müslüman olanlarla olmayanlar arasında tek bir ilişki biçimi vardır, o da savaş ilanıdır gibi özellikle Kaide, Taliban, Işid örneklerinde görülmektedir. Bunlar bana göre İslam’a taban tabana zıt olan yaklaşımlardır. Ta ki bize bir saldırı gerçekleşene kadar. Bir saldırı olursa hepimizin görevi hem canımızı korumak hem toplumumuzu korumak hem memleketimizi korumaktır. Bu bütün ülkelerin evrensel kuralıdır. Bu durumların arasını doğru ayırt etmek gerekir.
Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu