Kadının Şahitliği Yarım mıdır?

0
53 views


Kur’an’ın hiçbir yerinde bir erkeğin şahitliği eşittir iki kadının şahitliği şeklinde bir anlayış ortaya konulmamıştır. Geleneksel literatürde her hususta bir erkeğin şahitliğinin iki kadının şahitliğine eşit olduğu söylenmiştir. Hatta adam öldürme gibi fiillerde kadının şahitliğinin geçerli olmadığı da ifade edilmiştir. Şahitlikleri kabaca ikiye ayırabiliriz. Bir tanesi spontane olaylarda olan şahitliklerdir. Bir tanesi de davetle şahitliklerdir. Mesela bazen bir kimseye ölüm yaklaştığında vasiyet vermek isteyebilir bu durumda şahit tutması gerekir, Kur’an’da bu durum geçmektedir. Kur’an bu tip durumlarda bir kadın erkek ayrımı yapmamaktadır. Gerekseydi yapardı. Fakat bu tip durumlarda şahidi siz arayıp bulduğunuz için, davetle şahitlik yapıldığı için şahitliği siz ayarlayabilirsiniz yani çok da mühim değil. Fakat şuna dikkat edin; diyelim ki bir kişi öldürülmüş ve buna tanıklık eden bir kadın veya birkaç kadın var. Kadınların şahitliğinin bu spontane olan çok önemli bir durumda geçersiz olduğunu söylemek nüfusun yarısı olan kadınlardan yararlanamayacağınızı söylemektir. bu akla ters olduğu gibi Kur’an’a da terstir. Kur’an’da hiçbir yerde kadının şahitliğinin ceza hukukunda geçersiz olacağı şeklinde bir ibare bulunmamaktadır. Şahitlik olayını anlamamızda zina isnadını anlatan Nur Suresi 23/6-9. Ayetlerin arasını ele almamız yeterli olacaktır. Bu ayetlerde şöyle bir durum anlatılmaktadır; bir erkek karısını zina halindeyken görüyor. Bunun için dört şahit gösterilmesine gerek yoktur. Normalde bir kadının zina yaptığı iddiasında bulunabilmek için kadını koruyan bir husus olarak dört şahit gösterilmesi gerekmektedir. Ancak kocası görüyorsa dört şahit olması gerekmez. Kocası gördüğü zaman ayetlere göre kadının zina yaptığına dair dört kere şahitlik etmesi, beşinci seferde ise eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesi istenmiştir. Buna karşılık ayete göre eğer kadın zina isnadını kabul etmiyorsa zina yapmadığına dair dört kere şahitlik etmesi, beşinci seferde ise eğer yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesi istenmiştir. Böyle olduğunda Kur’an’a göre bu kadına bir ceza uygulanmamaktadır. Dikkat edin. Karı koca bir konuda çok benzer bir tanıklıkta bulunuyorlar ve bir konuda kadının yapmadığı ifadesine göre kadın muamele görüyor. Yani yapsa da yapmasa da bilemeyiz, sonuçta yapmamış gibi muamele görüyor. Dikkat edin burada karı kocanın şahitliği karşı karşıya geldiğinde bunların şahitliklerinin eşit olduğunu, hatta kadının şahitliğinin ön plana çıktığını ve ona göre muamele yapıldığını söyleyebiliriz. Burada erkeğin şahitliğini üstün tutan bir durum yok. Kur’an’ın hiçbir yerinde bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir diye bir ilke ortaya konulmamıştır. Böyle olsaydı mesela zina isnadında dört erkeğin şahitliği gerekli, olmadı sekiz kadının da şahitliği olur gibi bir şey söz konusu olurdu. Ayrıca insanlar boşandıklarında, boşanma süreçlerinin sonunda iki şahit tutuluyor, kadının şahitliğinin yarım sayılması söz konusu olsaydı buna da dört kadın iki erkek şahit tutun veya bir erkek iki kadın şahit tutun denirdi. Ayrıca Kur’an’da insanların yalancı şahitlik yapmamalarıyla ilgili ayetler vardır. Bu ayetlerin sadece erkeğe yönelik ayetler olduğunu da hiç kimse düşünmemiştir. Eğer şahitlik bu kadar erkeklerin tekelinde olsaydı bu ayetlerin daha çok erkeklere yönelik olması veya ceza hukukunda kadının dışlandığını ifade eden bir ibare olması beklenirdi. Böyle bir dışlama da yoktur. Yalancı şahitlik yapmama konusundaki ayetlerin muhatabı ne kadar erkekse o kadar da kadındır.
Bu konudaki yanlış anlaşılmalar daha çok Bakara Suresi 2/222. Ayetle ilgilidir. Bu ayet kuranın en uzun ayetlerinden bir tanesidir. Bu ayeti dikkatli bir şekilde okuduğunuzda defalarca borçlar yazılırken tanıklık yapanlara zarar verilmesi ve yazanların ve tanıklık yapanların bu görevden kaçmamaları belirtilmektedir. Yani borç yazılacak, tanıklar olacak fakat bunların kaçma ihtimali veya zarar verme ihtimali var ve bunlara karşı tavsiyelerde bulunuluyor. Dikkat edin tek bir ayette bununla ilgili birkaç uyarı var. Buradan şunu çok rahatlıkla anlıyoruz; borçlar yazılıp da insanlar buna tanıklık ettiklerinde sorun çıkması muhtemeldir. İnsanlar böyle bir görevden çoğunlukla kaçıyorlar ve böyle tanıklık yapanlara tanıklıklarını değiştirmeleri için baskıda bulunuyorlar. Yani istenmeyen bir görev bu görev. Kur’an burada ne yapıyor? İki erkek tanık bulun olmadı dört kadın bulun mu diyor? Hayır. Kur’an insanların yapmak istemediği bu kaçınılan görevi erkeklere yüklüyor. İki erkek yapsın diyor. Bakın bu iki erkek ve dört kadın yapsın ifadesinden oldukça farklı bir ifadedir. Bir erkeğin tanıklığının iki kadının tanıklığına eşit olduğunu düşünseydik burada da iki erkek olmadı dört kadın bulunsun şeklinde bir şey beklerdik. Oysa burada pozitif bir ayrımcılık var ki yapılmaktan kaçınılan sorumluluk erkeklere yükleniyor. Böylece kadınlar muhtemel baskılardan korunmuş olurlar. Genelde tarihin birçok döneminde kadınlar erkeklere bağımlılar ve bu sebeple baskı görmeleri daha muhtemeldir. Böyle bir durumdan kadınlar korunmuş olurlar. Bu ayette bir erkek ve iki kadın tanık bulunması söylenmiştir. Böyle olunca ne oluyor? Bir kadının tanıklığını baskıyla değiştirmeye kalkan olursa o zaman başka bir tanık da devreye girip tanık sayısı üçe çıkacağı için ortaya çıkacak sorunu düzeltebilici bir durum ortaya çıkıyor. Yani bir erkekle bir kadının karşı karşıya kalması gibi kadınların da arzu etmeyeceği bir durum ortadan kaldırılıyor. Şahit sayısı çoğaltılıyor böylece insanların baskılarıyla tanıklıklarını değiştirmek daha zor olacağı için tanıklar ekstradan korunmuş oluyorlar. Bir erkek ve bir kadın zaten aynı tanıklığı yaptığında başka bir tanığa da gerek de olmaz. Kadınlardan birisi eğer ki saparsa diğer kadının onun hatırlatacağı ifadesi de var. Ayette geçen saparsa – dalle ifadesi Kur’an boyunca sapma – yanlış yola gitme manasında kullanılan bir kelimedir. Kelimeye unutmak manası verenler de olmuştur ama bence burada da Kur’an’ın genelinde kullanılan mananın verilmesi daha uygundur. Çünkü ayet boyunca unutma ile ilgili bir durumdan bahsedilmiyor. Fakat ayet boyunca bir baskı ortamının dile getirildiğini tanıklarla, yazıcı kaçmasın, dikkat edin denilmesinden anlıyoruz. O zaman buradaki sapmanın da temel manası olan dalle kelimesini bununla ilişkilendirmek daha mantıklıdır. Kadın nasıl sapabilir? Kendisinin tanıklığını değiştirmesiyle ilgili bir baskı olursa tanıklığını değiştirerek sapabilir mesela. Ama böyle bir durumda başka bir tanık da devreye gireceği için yine doğru tanıklık ortaya çıkmış olacaktır. Şahit sayısı arttığı için baskı yapma ihtimali de azalmış, tanıklar korunmuş olacaktır. Kısacası şu soruyu soralım; bu tanıklıkta şahitlik istenilen bir olay mı? Hayır değil. İstenilmeyen olay erkeklere yüklenmiş pozitif ayrımcılık olmuş. Peki şahitlerin sayısının arttırılması bir kadın için istenilecek bir durum mu? Evet. Çünkü baskı ihtimalini düşürecek bir durum. Buna bu gözle baktığımızda ki ayetin bütünü bence bizi oraya götürüyor; bu ayeti bütünlüğü içerisinde düşündüğümüzde bir erkeğin daha kabiliyetli olduğu için iki kadına tanıklık yapabildiği gibi bir şey bu ayette asla yoktur. Kur’an’ın bütünlüğünde zaten böyle bir ifade yoktur. Kısacası burada kadınların lehine bir pozitif ayrımcılık olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Ne yazık ki kadınların aleyhine birçok konuda izahlar yapanları tanıklık konusunda da bir erkeğin şahitliği eşittir iki kadının şahitliği gibi bir ilke ortaya koymasını hatta birçok tanıklıkta kadınları hiç tanıklık yapamaz şeklinde dışlamalarını gözlemliyoruz. Ancak bu dediğimiz gibi Kur’an’a aykırıdır. Kur’an’da kadın erkek şahitliği arasında bir ayrım yapılmamıştır. Bahsedilen tek bir özel durum vardır. O da bu borçlarla ilgili durumdadır. Onu da yukarıda anlattığımız gibi anlamak en mantıklısıdır.
Prof. Dr. Caner Taslaman