Kuran’da nasih ve mensuh var mı?

0
20.381 views

Arapça’da “nesh” kelimesi; “silme, ortadan kaldırma” anlamları taşımaktadır. “Mensuh” ise “silineni, ortadan kalkanı” ifade eder. Mezhepçi din anlayışını benimseyenler, Kuran’ın içinde nasih ve mensuh olduğunu, bir kısım Kuran ayetlerinin, diğer bazı Kuran ayetlerini iptal ettiklerini iddia etmişlerdir. Hatta hadislerin bile Kuran’ın ayetlerini iptal edebileceğini söylemişlerdir. Sonuç olarak 00:00Kuran ayetlerinin bir kısmı hadisler aracılığı ile iptale kalkışılmıştır. Dine birçok ilave yapmakta kullanılan hadisleri “Kuran’a eş koşulmuştur” diye eleştirirken, nasih yaklaşımıyla, hadislerin Kuran’ın üstüne çıkartıldığına da şahit olmaktayız. Mezhep kitapları nasih-mensuh için dört şart ileri sürmüşlerdir:

1- Hükmü kaldıran nasih olmalı

2- Hükmü kaldırılan mensuh bulunmalı

3- Nasih mensuhtan sonra gelmeli

4- Her ikisi arasında açık çelişki olmalı

Kuran’ın içinde neshin olmadığını savunanlar “silme, ortadan kaldırma” anlamlarının “nesh”in ikinci dereceden anlamları olduğunu, nasih-mensuh nazariyesinden sonra bu manaya ağırlık verildiğini söylerler. Bu yaklaşıma göre “nesh” kelimesine Türkçe’de “kopya etme, aynısını yazma, nüsha çıkarma” manalarını vermek daha uygundur. Nitekim dilimizdeki “nüsha” kelimesi Arapça’daki “nesh” kelimesinden türeyerek dilimize girmiştir. Bu mananın asıl olduğunu söyleyenler 45-Casiye Suresi 29. ayette “nesh” kelimesinin “Biz sizin için yaptıklarınızın kopyasını, nüshasını alıyoruz.” şeklinde kullanılmasını da delil olarak göstermektedirler (Hüseyin Atay, Kuran’a Göre Araştırmalar I-III).

Yine de, “nesh” kelimesinin, Kuran’ın bir kısmının bir kısmını iptal ettiğini söyleyenlerin kabul ettiği manasını alıp, bu manada kullanıldığı takdirde de Kuran’ın bir kısmının bir kısmını iptal ettiği sonucunun çıkmayacağı ortadadır. Eldeki kaynakları incelersek; Kuran ayetlerinin hangi tarihte, hangi sırayla indiğine dair herkesin ittifak ettiği bir sıra olmadığını görürüz. Hadis rivayetinde ise; hangi hadisin, hangi ayetten önce veya sonra söylendiğini belirten bilgiler daha çok belirsizdir. Nasih-mensuh iddialarını incelediğimizde; asıl yapılanın, dinin, mezhep imamlarının insaflarına ve görüşlerine bırakılması olduğunu görüyoruz. Neyin nasih, neyin mensuh olduğunu mezhep imamı belirler. Yani nasih-mensuh iddiasının sonucu; mezhep imamlarının dindeki otoritesini sağlamlaştırmak ve mezhep imamlarını adeta “din kurucusu” konumuna yaklaştırmak olmuştur. Sonuçta on binlerce hadisten dilediğini seçme ve nasih-mensuh sihirli değneğini istediği gibi kullanma yetkisine sahip olan mezhep imamları; Peygamber’in, hatta Allah’ın üstünde bir konumla dinde hüküm oluşturma yetkisini ellerine almışlardır. (Bakınız: Neden Dinin Tek Kaynağı Kuran’dır?) Bu tahrifatı yapanlar, Kuran’ın şu ayetinin manasını kaydırarak, bu zihniyetlerini temize çıkarmaya kalkışmışlardır.

Biz daha hayırlısını, ya da bir benzerini getirmedikçe bir ayeti (delili, belgeyi, işareti) neshetmeyiz (silmeyiz, yürürlükten kaldırmayız) veya unutturmayız. (2- Bakara-106)

“AYET” KELİMESİNİN KURAN’DAKİ MANASI

Kuran’da kullanılan “ayet” kelimesi, Allah’ın varlığının ve söylediklerinin ispatı olan, bunları destekleyen her şey için kullanılır. Türkçe çevirilerdeki “belge, mucize, delil, işaret” kelimelerinin çoğunun Arapça’daki karşılığı “ayet” kelimesidir. Kuran’a göre Allah’ın yarattığı her şeyde, bitkilerde, insanda, eski kavimlerin başlarına gelenlerde, gece ile gündüzde “ayetler” vardır. (Türkçe’de “ayet” kelimesinin birçok kişi tarafından sadece “Kuran ayetleri” manasında kullanılması yanlış anlamaya zemin hazırlayan nedenlerden biridir.)

Bazı çevirilerde, Arapçasında hiç geçmemesine rağmen “hüküm” kelimesi de yukarıdaki ayetin çevirisine ilave edilip “ayetin hükmü” şeklinde çeviri yapılıp, sanki ayetlerin hükmü neshedilebiliyormuş gibi bir hava verilmeye çalışılmıştır. Oysa Kuran’da geçen “ayet” kelimesine baktığımız zaman çok ilginç bir kullanım şekli olduğunu görüyoruz: “Ayet” kelimesinin çoğul şekli olan “ayat” kelimesi, tüm Kuran’da “mucize, belge, delil, işaret, Kuran ayetleri” manasında kullanılır. Fakat “ayat”ın tekili olan “ayet” kelimesi, Kuran’ın hiçbir yerinde “Kuran’ın bölümleri olan ayet” manasında kullanılmamıştır. Tekil olan “ayet” kelimesinin geçtiği şu ayetleri inceleyip söylediğimizi gözlemleyebilirsiniz: [2-Bakara Suresi 106, 118, 145, 211, 248, 259; 3-Ali İmran Suresi 13, 41, 49, 50; 5-Maide Suresi 114; 6-En’am Suresi 4, 25, 35, 37, 109; 7-Araf Suresi 73, 106, 132, 146, 203; 10-Yunus Suresi 20, 92, 97; 11-Hud Suresi 64, 103; 12-Yusuf Suresi 105; 13-Ra’d Suresi 7, 27, 38; 15-Hicr Suresi 77; 16-Nahl Su- resi 11, 13, 65, 67, 69, 101; 17-İsra Suresi 12; 19-Meryem Suresi 21; 20- Taha Suresi 22, 47, 133; 21-Enbiya Suresi 5, 91; 23-Müminun Suresi 50; 25-Furkan Suresi 37; 26-Şuara Suresi 4, 8, 67, 103, 121, 128, 139, 154, 158, 174, 190, 197; 27-Neml Suresi 52; 29-Ankebut Suresi 15, 35, 44; 30-Rum Suresi 58; 34-Sebe Suresi 9, 15; 36-Yasin Suresi 33, 37, 41, 46; 37-Saffat Suresi 14; 40-Mümin Suresi 78; 43-Zuhruf Suresi 48; 51-Zariyat Suresi 37; 54-Kamer Suresi 2, 15; 79- Naziat Suresi 20].

Listeden de gördüğümüz gibi, söz konusu ifade Bakara Suresi 106. ayette “ayet” olarak tekil şekilde geçtiği için, bu ifadeden Kuran’ın ayetlerini değil Allah’ın kainattaki delilleri, belgeleri, mucizeleri, işaretleri manasındaki “ayet”i anlamak doğru olur. Bu anlaşıldığında, Kuran’ın ayetlerinde nasih-mensuh olduğu iddiası çürütülmüş olur. Zaten Kuran, kendisinde hiçbir çelişki olmadığını ifade ederek bu tarzdaki iddialara geçit vermemiştir.

KURAN’DA ÇELİŞKİ YOKTUR Kİ NASİH-MENSUH OLSUN

Onlar Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişki bulacaklardı. (4-Nisa-82)

Madem Kuran’da hiçbir çelişki yoktur, içinde nasih mensuh da olamaz. Çünkü nasih ve mensuhun temelinde, iki çelişkili ifadenin olması ve bu ifadelerden birinin diğerini geçersiz kılması vardır. Zaten Bakara Suresi 106. ayeti anlamak için, bir önceki ayet olan Bakara Suresi 105. ayet okunursa, Bakara Suresi 106. ayette; daha evvelki ümmetlere verilen delillerin, belgelerin, işaretlerin kastedildiği anlaşılır:

Ehli kitaptan kafirler ve ortak koşanlar, Rabbiniz’den size bir hayır indirilmesini istemezler. Ama Allah rahmetini dilediğine özgüler. Allah büyük lutfun sahibidir. (2-Bakara-105)

Kuran’da “ayetin” yerine “ayetin” gelmesi, 16-Nahl Suresi 101’de de geçer:

Biz bir ayeti (delili, belgeyi, işareti) bir başka ayetin (delilin, belgenin, işaretin) yerine koyduğumuzda -ki Allah neyi indirdiğini daha iyi bilmektedir- onlar şöyle der: “Sen yalnızca iftira edicisin.” Hayır, onların çoğu bilmezler. (16-Nahl-101)

Bu ayete ve devamına dikkat edersek; Peygamber’i, düşmanlarının, “iftira edici” olarak nitelemesinin sebebi, Kuran’da ayetlerin kendi içinde birbirini nesh etmesi değildir. Peygamber’in iftiracı olarak nitelenmesinin sebebi, Kuran’ın Allah tarafından gönderildiğini söylemesi ve Kuran’daki ayetlerin (belgelerin, delillerin, işaretlerin) unutulan veya hükmü kalkan ayetlerin (delil, belge, işaretlerin) yerini almasıdır. Nitekim aynı konuyu anlatmaya devam eden Nahl Suresi’nde iki ayet sonra 103. ayette, Peygamber’e, Kuran’ın bir insan tarafından öğretildiği iftirasının yapıldığını görüyoruz. Bakara Suresi 106. ayeti yeniden incelersek yeni “ayetin”, nesh edilen “ayetin” ve “unutulan” ayetin yerine geldiğini görüyoruz. Ayette “nesh”in yanısıra “unutma” fiili de geçer. Bu nedenle, bu ayete dayanarak Kuran’da nasih-mensuh olduğunu savunanlar, Kuran’da unutulmuş ayetler olabileceğini de iddia etmiş olurlar. Oysa bu iddia, Kuran’ın korunduğunu söyleyen aşağıdaki ayetler ve Kuran’ın değişmediğini ispat eden matematiksel mucizeler ile çelişir.

Hiç şüphesiz Zikri (Hatırlatıcı’yı), Biz indirdik, Biz. Onun koruyucuları da gerçekten Biz’iz. (15-Hicr-8)

NASİH-MENSUH HADİSLERDEN BİLE ÇIKMIYOR

 Kuran-ı Kerim’den herhangi bir ayetin neshedilmiş olduğuna dair bir tek hadis rivayet edilmemiştir: “Sahihi Buhari’yi, Sahihi Müslim’i, Ebu Davud’u, Tirmizi’yi, Nesei’yi, İbn-i Mace’yi, Darimi’yi, Malik’in Muvatta’sını başından sonuna kadar tetkik eder ve bunlara Zeyd bin Ali Müsned’ini, İbn-i Sad’ın Tabakat’ını, İbn-i Hanbel’in Müsned’ini, Tayalesi’nin Müsned’ini, İbn-i Hişam’ın Sireti’ni ve Vakidi’nin Meğazsi’ni ilave ederek hepsinin mufassal bir indeksini vücüda getiren değerli müsteşrik Vensisk’in eserini ve bu eseri ilavelerle Arapça’ya nakleden Mehmet Fuad Abdulbaki’nin Meftahu Kunuzi Elsine’sini tetkik ettik; tüm bu kitapların nasihten ve mensuhtan bahseden bir tek hadis rivayet etmediklerine emin olduk.” (Abdullah Yıldız ve Şemseddin Özdemir, Kuran’ı Anlamak Farzdır, s. 92).

Yani, içlerine yüzlerce uydurma girdiği için güvenilmez olduklarını savunduğumuz hadis kitaplarında bile nasih-mensuh uydurmasını destekleyecek izah yoktur. Hadislerin kendi aralarında ve Kuran’la çelişkisinden kaçanlar nasih-mensuhu bir liman olarak görmüşlerdir. Peki, iki hadis arasında veya hadis ile Kuran ayeti arasında çelişki varsa, söz konusu “iptal edici” ifadenin diğerinden önce söylendiği nasıl bilinecektir? Böylece neyin diğerinin hükmünü iptal ettiği nasıl anlaşılacaktır? En doğru denilen hadis kitaplarına bakmaya kalkılsa, onlar bile, hangi hadisin hangi yılda söylendiğini bildiklerini iddia etmezler. Dinin tek kaynağı Kuran’dan böyle bir şey çıkamayacağı, bilakis nasih-mensuhun Kuran’a zıt bir kavram olduğu görülmesine rağmen mezhepçi, gelenekçi din anlayışını benimseyenler; nasih-mensuhla dini, kendi arzu ve görüşlerine daha rahat uydurabilecekleri için, ortaya korkunç sonuçlar çıkaran bu uydurmaya sarılmışlardır.Bu korkunç sonuçların en kötüsü; nasih-mensuh başlığı altında, hadislerin bile Kuran’ın hükmünü iptal edebileceğinin savunulması olmuştur. Böylece yüz binlerce hadisi istediği gibi kullanan mezhep imamları, altı bin küsur ayetli Kuran’la oyuncak gibi oynamışlardır. Örneğin “Varise vasiyet yoktur” [Ebu Davud Vesaye 6] hadisi ile Kuran’da vasiyet bırakılmasına dair ayet iptal edilmeye kalkışılmıştır. Oysa Kuran’da asıl olan vasiyettir, arta kalan mallar Kuran’daki tavsiyeye göre dağıtılır. Zina edenin taşlanarak öldürülmesi gerektiğine dair izah da; hadisle Kuran’ın ayetinin iptal edilmeye kalkışılmasına delildir. (Bakınız: İslam’da Recm (Taşlayarak Öldürme) Cezası Var Mı?)

İşte bunlar Allah’ın ayetleridir ki onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanıyorlar? (45-Casiye-6)

KURAN’I PARÇA PARÇA YAPANLAR

91- Onlar ki Kuran’ı parça parça yaptılar.

92- Rabbin’e and olsun, onların hepsinden hesap soracağız.

93- Yapmakta oldukları şeylerden. (15-Hicr-91-93)

Yoksa siz kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? (2-Bakara-85)

Kuran’a göre Kuran’ı parça parça yapmak, kitabın bir bölümünü kabul, bir kısmını göz ardı etmek olacak şey değildir. Oysa nasih-mensuh iddiasına göre Kuran’ın ayetleri nasih ve mensuh diye ikiye bölünmekte, bir kısım ayetlerin “mensuh”tur diye hükmü kabul edilmemektedir. Ne var ki Kuran’ın hiçbir yerinde, Allah böylesi bir bölücülüğü kabul etmez. Yine Kuran’da Allah, Yahudiler’in kelimelerin anlamlarını kaydırarak dini tahrif etmelerinden, işlerine gelenleri kabul, işlerine gelmeyenleri reddetmelerinden bahseder. Bakara Suresi 41. ayette anlatılan bu tablodan ne yazık ki Müslümanlar yeterli dersi alamamış; Bakara Suresi 106. ayet örneğindeki gibi, bazı kelimelerin manasını kaydırıp Kuran’ı bölük bölük yapma yoluna gitmişlerdir. Çözüm tüm Kuran’ı tek bir ilave ve eksiltme yapmadan, nasihsiz-mensuhsuz kabul etmek, yalnız ve yalnız Kuran’a tabi olmaktır. Mezhepçi İslamcılar, her şeyde ayrıldıkları gibi nasih-mensuh konusunda da ayrıldılar. Kimilerine göre iki yüz tane nasih mensuh varken, kimine göre altmış, kimine göre beş, kimine göre üç nasih mensuh vardır. Nasih-mensuh konusuyla ilgili iddia edilen en meşhur beş örneği gösterip, nasih-mensuh iddiasının geçersizliğini bir de bu şekilde sergileyeceğiz.

MEŞHUR 5 NASİH-MENSUH İDDİASI

1. Hamr: “Hamr” Arapça’da “şarap veya sarhoşluk veren madde” anlamına gelir. Bakara Suresi 219. ayette “hamr”ın günahının yararlarından fazla olduğu geçer. Maide Suresi 90. ayette “hamr”, “şeytan işi bir pislik” olarak tanıtılır. Nisa Suresi 43. ayette ise sarhoş iken ne söylendiğinin farkına varılıncaya kadar namaz kılınmaması söylenir. İddiaya göre Maide Suresi 90. ayet, diğer iki ayeti nesh etmiştir. Oysa bu iddia mantıksızdır. Bakara Suresi 219. ayette “hamr” ile ilgili bir özellik açıklanır; mesela şarabın kalbe faydaları olabilir, fakat ayette geçtiği gibi “günahı daha fazladır.” Ayet “hamr”ın günahına rağmen bazı faydaları da olduğunu ifade ediyor, fakat günah olduğunu da vurguluyor. Nisa Suresi 43. ayete gelince; günümüzde de hem namaz kılan hem içki içen kişiler vardır. Demek ki bu kişiler, içki kullandıklarından dolayı namazı terk etmeyecek, yine de kılacaklardır.

Fakat namazı, sarhoş olup ne dediklerini bilemedikleri zaman kılmayacaklardır. Namaz kılmaya engel sarhoşluktaki ölçü de ayette verilmiştir; “ne söylediğini bilinceye kadar.” Maide Suresi 90. ayetten ise bunun “şeytan işi bir pislik” olduğu ve Müslümanlar’ın bundan uzak durması gerektiği anlaşılır. Görüldüğü üzere üç ayette de çelişki yoktur ve bu ayetlerde nasih-mensuh iddiasında bulunmak gereksizdir. Tüm ayetlerin bir fonksiyonu, lazım olabileceği bir durum mevcuttur.

2. Barış ve Savaş: Kuran’da asıl olan barıştır. Kuran ayetlerine göre savaş; Müslümanlar’ın yurtlarından kovulmaları, kendilerine saldırılması gibi koşullarda ortaya çıkan bir zarurettir. Bu durumlarda Müslüman, savaşın gereği neyse onu yapar. Kuran’a bir bütün olarak bakıldığında tüm bu söylediklerimiz yerli yerine oturur. Bu yüzden savaşla ilgili ayetlerin, barışı nesh etmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Müslüman, Kuran’ın genel prensipleri üzerinde barışçı olmaya çalışır, yine Müslüman, Kuran’da belirtildiği gibi toplumu saldırıya uğradığı zaman savaşır. Bunlar çelişki değildir. Bunlar farklı durumların, karşı tarafın aldığı farklı tavırların gerektirdiği sonuçlardır.

3. Savaşta Mümin-Kafir Oranı: Enfal Suresi 65. ayette Müslümanlar’dan yirmi sabırlı kişinin iki yüz kafiri yeneceği, yüz kişinin ise bin kişiyi yeneceği söylenir. Bir sonraki 66. ayette ise Allah’ın Müslümanlar’ın zaafını bilip, yüklerini hafiflettiği söylenir ve artık sabreden yüz kişinin iki yüz kişiyi, bin kişinin ise iki bin kişiyi yeneceği söylenir. Bu iki ayet arasında da nasih-mensuhluk bir durum veya bir çelişki yoktur. Allah, arka arkaya iki ayette çizdiği manzaralarda, Müslümanlar’ın içinde ne kadar az zaaf olursa o kadar başarılı olacaklarının dersini vermektedir. Bu ayetlerde, bir ayetin diğerinin yerine geçmesi gereken bir durum, bir ihtiyaç olmadığı çok açıktır. Ayetler, kişilerin durumlarının farklılaşması sonucu, alacakları neticenin de değiştiği dersini verir. 66. ayette Müslümanlar’daki zaaftan bahsedilmekte, Müslümanlar’daki değişikliğin etki gücünü farklılaştırdığı anlaşılmaktadır. Sonuçta ilerde de Müslümanlar, bu ayetten aldıkları dersle, zaaflarından kurtulma oranlarına göre başarılı olacaklarının dersini almaktadırlar. Ayetler, kişilere bir yükümlülük, bir farz yüklememektedir ki ayetlerde bir nasih-mensuh arama gereği doğsun.

4. Vasiyet: Kuran’da hem vasiyet edilmesi geçer, hem de mirasın nasıl dağıtılacağı hususunda tavsiye vardır. Nasihçiler, mirasın nasıl dağıtılacağını anlatan ayetlerin, ayetlerin vasiyetle ilgili bölümlerini iptal ettiğini söylerler. Üstelik “Varise vasiyet yoktur” hadisi ile de Kuran’ın bu açık hükmü iptal edilmeye çalışılmıştır. Fakat ayetleri incelediğimizde, kime ne kadar miras bırakılacağını anlatan ayetlerin sonunda birkaç kere “Bunlar vasiyet ve borç ödendikten sonrası içindir” ibaresini okuyoruz. Demek ki Kuran’a göre önce vasiyete göre mal dağıtımı yapılır ve borç ödenir, sonra arta kalan bir şey olursa Kuran’da açıklandığı gibi dağıtılır.

5. Kıblenin Değişmesi: Peygamberimiz, Kuran’la kıblenin yönünü belirten bir ayet gelene kadar, kendisine putperestlerden daha yakın olan ve ibadetlerini Kudüs’e dönüp yapan Ehl-i Kitap gibi Kudüs’e dönüp namaz kılıyordu. 2- Bakara Suresi 144. ayet vahyolunca Peygamber, kıble olarak Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmiştir. Peygamber’in Kudüs’e dönmesini söyleyen bir ayet yoktur ki, çelişki olsun ya da bu hususta nasih-mensuh olsun. Peygamber’in namazda nereye döneceğine dair tek bir yön, tek bir ayette geçer. O da 2-Bakara Suresi 144. ayettir. Bu ayet gelmeden önce dönülen yön, Kuran’ın bir emri değil, Peygamber’in ve diğer inananların şahsi tercihleriydi.

Bu en meşhur nesh örneklerinden anlayacağınız gibi nasih-mensuh ile ilgili ortaya atılan iddialar dayanaksızdır.

Sana Rabbin’in kitabından vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kuvvet yoktur. (18-Kehf-27)