Mezhepler Nasıl Doğmuştur?

0
191 views
Dört hak mezhep bugün Müslümanların düşünce dünyalarında gerçekten yer etmektedir. Önce bu mezheplerin neler olduğundan söz edelim. Kronolojik olarak söylüyorum. İmam-ı Azam Ebu Hanife vefatı Hicri 150ʼdir. Daha sonra Hicri 170ʼlerde İmam Malik vardır. İmam Şafiiʼnin vefatı Hicri 204-205 yıllarıdır. Adı geçen bu dört mezhep içerisinde en son Ahmet İbn Hanbel Hicri 241ʼde vefat etmiştir. Kronolojiyi iyi okursak karşımıza; dört mezhebin ilki olarak çıkan Hanefilik; İmam-ı Azam Ebu Hanifeʼnin sağlığında da yoktu. Ebu Hanife vefat ettikten sonra öğrencilerinden daha çok Ebu Yusuf Abbasi iktidarında da görev aldı, Hanefiliğin Abbasilerin değişik bölgelerinde daha kolay yayılmasına imkan sağladı. Yani Ebu Hanife vefat ettikten sonra Hanefilik dediğimiz bir mezhep ortaya çıktı. Bu oldukça önemli bir tespittir. Daha sonra İmam Malikʼten söz ediyoruz ki Ebu Hanifeʼyle irtibatı da vardır. Onun akabinde İmam Şafi Hicri 205, kronolojiye bakıldığında ikinci asrın ikinci yarısı ve üçüncü asra geçmiş olduk. Daha sonra Hicri 241 Ahmet İbn Hanbel. Bu dört mezhebin dördünün bir arada var olabilmesi üçüncü asrın ikinci yarısını buldu. Ne zaman toplumda dört hak mezhep algısı gelişti, şekillendi? Abbasi iktidarı en ciddi tehdidi Mısırʼda ortaya çıkan Fatımilerden gördü. Fatımi yayılmasına karşın Selahattin Eyyubi, Eyyubiler ve Selçuklular Şii yayılmaya karşı bir toparlanma arayışına girmişlerdir. İşte burada hani modern tabirde tabanını konsolide etmek denir ya, Şii yayılmaya karşı Sünni tabanı bir arada tutup, toparlayıp onu Şii yayılmanın önünde diri tutmak amacıyla, siyasi bir amaçla bu dört hak mezhep algısı karşımıza çıkmıştır. Çıkış zaman dilimi Hicri dördüncü asırdan sonradır. Eyyubiler ve bu çerçevede Selçukluların da katkısıyla; Abbasilerin o son döneminde dört hak mezhep kavramı ile toplum tanışmış olmuştur. O zaman şu tespitte bulunalım; dört hak mezhep ifadesi dini bir ifade olarak görünse de esasında siyasi bir ifadedir. Bu konular anlaşıldıktan sonra dört hak mezhebi şöyle irdeleyebiliriz; 1. Hiçbir mezhebin hak ya da batıl olduğundan söz edemezsiniz. Niçin? Çünkü her mezhebin doğruları da yanlışları da vardır. Hak mezhepler dediğinizde bunun karşılığında batıl mezhepler de olacaktır. 2. Dört hak mezhep dediğinizde İslamʼı dört mezhebe indirgemiş olursunuz ki bu İslamʼın evrenselliğine aykırıdır. 3. Dört hak mezhep dediğinizde bu mezheplere mensup olanları adeta fırka-i naciye hadisinin farklı bir versiyonu olarak yorumlanabilir, onları kurtuluşa eren gruplar olarak görebilirsiniz. Bu da hem İslamʼa aykırı, hem de insan gerçeğine aykırıdır. Hak mezhep dediğinizde bu mezheplerin içerisinden ateist, dinsiz, agnostik insanlar çıkabiliyor mu? Çıkabiliyor. Peki sizin hak mezhep saymadığınız gruplar içerisinden Cenabı Hakkın istediği gibi pırıl pırıl insanlar çıkabiliyor mu? Evet çıkabiliyor. O zaman biz İslam ortak paydasını Kurʼanʼdaki kurucu ilkeler üzerinden yeniden düşünmek, mezheplerin hak ve batıl olduğunu söylemek yerine en fazla bireyin inancının hak ya da batıl olduğunu söyleyebilirsiniz. Kaldı ki İslamʼın özgürlük anlayışı hiç kimsenin imanını sorgulama hakkını hiç kimseye vermez. La ikrahe fiddin – dinde zorlama yoktur. Bu ayet şu anlamlarda gerçekten evrensel bir ilkedir. 1. Hiç kimseyi herhangi bir dine, İslamʼa girmesi konusunda en küçük bir zorlamada bulunamazsınız. 2. İslamʼın emir ve yasaklarını, ibadetlerini yerine getirmek konusunda kimseyi zorlayamazsınız. 3. Cenabı Hak hiç kimseye bir başkasının imanını sorgulama yetkisi vermemiştir. Bu sebeplerle dört hak mezhep algısını yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir. Burada esas olan İslam ortak paydası bilincini inşa ederek mezhepleri bir vakıa olarak görmektir. Eğer böyle görebilirsek mezheplerin farklı yorumları, farklı anlayışları bizim için ufuk açıcı olur, onlardan istifade etme imkanı bulabiliriz. Prof. Dr. Hasan Onat