Müslümanlar, Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinebilirler mi?

0
375 views
Müslümanlar, Yahudi ve Hristiyanları Dost Edinebilirler mi?


Her şey yönteme bağlıdır. Kur’an’a, hadislere, literatüre, fıkha nasıl yaklaşacağımız da bir yönteme bağlıdır. Orta çağ boyunca Müslümanlar, alimler sürekli parçacı yaklaşmış; cımbızla birtakım ayetleri çekip almışlardır. Hatta Hasan Hanefi’nin tabiriyle Kur’an’ı Kerim gidip de raftan istediğiniz ayeti alabileceğiniz bir süper market değildir der. Kur’an’a yaklaşmanın bir yöntemi vardır.
Müslüman olmayanlarla irtibatımız nasıl olacak? Kur’an’ı Kerim’e baktığımız zaman tek bir ilişki biçimi yok, çok çeşitli ilişki biçimleri var. Bunlar da Müslümanlarla Müslüman olmayanların, bilhassa müşrikler, münafıklar, Hristiyan ve Yahudiler kategorilerinde, onların takındıkları tavra göre değişir. Sonuçta bugün gelinen noktada Kur’an’ın tabiriyle; Müslümanlarla savaşmayan, onları yurtlarından çıkarmayan Hristiyanlarla Yahudilerle Müşriklerle barış içinde yaşamalarının hiçbir engeli olmadığı söylenmiştir. Bunun daha açık bir örneği var ki Medine Site devletinin Yahudilerle birlikte kurulmasıdır. Bir adım daha gidelim, Medine anayasası dediğimiz Medine vesikası denilen anlaşmada, çok açık biçimde Beni afv Yahudileri müminlerle tek bir ümmettir denilmiştir. Dolayısıyla Medine ilk İslam Site Devletini bile Yahudilerle kurmuş olan bir Peygamberin, kategorik olarak Müslüman olmayan hiç kimseyle düşmanlık, husumet ilişkisi olduğunu söylemek mümkün değildir. Kur’an’ı Kerim’in tavır almamızı istediği müşrikler, Hristiyanlar, Yahudiler genelde mütecavizkar, saldırgan, Müslümanlar aleyhine planlar yapan, komplolar kuran veya fiili olarak saldıranlardır. Bunun dışında barışçıl olanlarla hiçbir biçimde Müslümanların savaşması mümkün değildir, doğru değildir. Tarihte de zaten böyle olsaydı İslam Medeniyetinin tamamını atmamız gerekirdi. Çünkü Medinei Münevvere’den sonra Basra, Kufe, Bağdat, Samerra, Kahire, Şam, Isfahan gibi bütün İslam başkentlerinde Müslümanlar Müslüman olmayanlarla barış içinde yaşamışlardır. O kadar ki eğer onlar olmasaydı bugün İslam medeniyeti olmazdı. O konuda da özellikle bir kitabı önermek istiyorum; hemşerimiz İstanbul Rumu olan Dimitri Gutas’ın Bağdat’taki çeviri hareketlerini anlattığı Yunanca Düşünce Arapça Kültür kitabını öneririm. Bağdat’ta nasıl Hristiyanların, Süryanilerin, Keldanilerin, ateistlerin, deistlerin, dehrilerin, materyalistlerin, zındıkların, Zerdüştlerin tam bir özgürlük içerisinde yaşadıklarını ve çeviri hareketlerine katkıda bulunduklarını geniş geniş anlatıyor. Dolayısıyla Kur’an’ı Kerim’in tepki vermemizi istediği husus inançlarından dolayı değil, onların kafir veya mümin olmalarından değil, saldırgan olmalarındandır. Dolayısıyla şunu diyebiliriz ki isterse ateist olsun barışseverse o insanla her türlü ilişkiyi kurabiliriz. Dostluk ilişkisi, arkadaşlık, ticari, kültür ilişkisi kurulabilir, hiçbir manisi yoktur. Fakat saldırgan olan Müslüman da olsa nefsi müdafaa hakkımız vardır. O halde anahtar kavram Müslümanların Müslüman olmayanlarla ilişkilerinde dostane ilişkiler mi, düşmanlık ilişkileri mi var? Dostane ilişkilerde hiçbir problem yok, düşmanlık ilişkisi kurarsa onlara karşı tedbir alma ve kendimizi savunma hakkımız vardır. Çok açık biçimde bunu Kur’an’dan çıkarabiliriz.

Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu