Peygamberler Günahsız mıdır? İsmet Sıfatının Kaynağı Nedir?

0
288 views


İran’da kiyaniler yani seçkin insanlar sınıfı vardır. İranlıların inançlarına göre bu kiyan sınıfından olanlar hata işlemezler. Şahlar, İran yöneticileri, Şah soyundan olanlar hiç günah işlemezler. Bu İran halkına da onlar günah işlemezler onlara karşı isyan edilmez mesajıdır. Dönem dönem halk İran’da şahların, yöneticilerin aleyhinde ayaklanmalar başlatmışlardır. İnsanların isyan etmelerine bir engel çıkartabilmek için yöneticilerin günah işlemeyen, hatasız, masum insanlar olduğuna inandırılmışlardır. Hatta İran’da Pehlevice Hudaname adında bir eser vardı. İranlıların İslam’dan önceki resmi dillerinin adı Pehlevicedir. Bir çok eserleri Pehlevice olarak yazmışlardı. O Pehlevice yazılan kitaplardan birisi de Hudaname idi. Allah’tan bahseden eser anlamına gelir. Şahlardan bahseden, şahların uygulamalarını anlatan kitaplara hudaname diyorlardı. Çünkü Şah onlara göre hüdadır. Hüda da kelime olarak Hud – kendi / a – gelen yani kendiliğinden gelen, kendiliğinden var olan demektir. İranlılara göre ilahi bir özellikti hata işlememek ve buna inanırlardı. Şahlar kendilerini bu şekilde lanse etmişlerdi. İnsanlar da buna inanmışlar ve o masumlara itaati bir görev addetmişlerdir. Bu durum İslami dönemde başka boyutlar da kazanmıştır. İranlılara göre İslam’da masum sayılanlar Hz. Ali ve Hz. Ali’nin soyundan gelen on iki imamdır. Eski İranlılar inanışlarını Hz. Ali’ye ve onun çocuklarına nispet etmişlerdir. Burada bir şey daha belirtmek lazım İran kültürünün ne kadar etkili olduğunu belirtmek için söylüyorum. Müslümanlar İran’ın başkentini fethedince son İran şahının kızı Şehribanu Müslümanların eline esir düşmüştür. Şehribanu esirlerle birlikte Medine’ye getirilmiştir. İran’da esir düşenler olmuştur. Devletin payına düşen esirler büyük kitleler halinde Medine’ye getirilmiştir. Medine’ye getirildiği zaman Şehribanu’nun şahın kızı olduğu tespit edilmiştir. Şahın bu kızı Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin ile evlenmiştir. Hüseyin’in eşi Şehribanu’dur. On iki imamın ilk üçü hariç geriye kalanların hepsi Şehribanu’nun soyundan gelenlerdir. İran soyuna verilen önemi görüyor musunuz? Şehribanu şah soyundan gelen bir insandır ve inançlarına göre bu masumiyet ve ismet sıfatı ondan çocuklarına sirayet etmiştir. Dolayısıyla Şehrubanu’dan sonra gelen on iki imamın fertlerine masumiyet sıfatı verilmiştir. Bu masumiyet ve ismet sıfatı İrani bir inanıştır ve İrani muhaddisler yoluyla, rivayetler yoluyla, çarpık anlatımlar yoluyla İslam’a sokulmuştur. Sadece on iki imam için değil zaman zaman sünniler de buna inanmışlardır. Onlar da zaman zaman şeyhlerine masum demişlerdir. Hatta diyebilirim ki her sünni tarikat mensupları kendi şeyhlerini masum görmüşlerdir. Bu inanış o kadar yaygınlaşmış ki sünniler de bu masumiyet, günahsızlık teorisine inanmışlardır. Emevi Devleti’ne karşı İran halkının isyanları Emevi’leri çok meşgul etmiştir. Özellikle Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sonra Emevi Devleti’ne karşı dirençler daha da güçlenmiştir. İranlılar bunun sonucunda Emevi Devleti’ni yıkıp Abbasi Devleti’ni kurdular. Hatta Abbasi Devleti’ni kurarken de Horasan’da Ebu Muslimi Horasani adındaki İranlı bir şahsiyet ve beraberindeki kişilerin ve meydana çıkan bu isyan hareketinin hedefi Emevi Devleti’ni ortadan kaldırmak, Hz. Ali’nin soyundan birisini iktidara getirmek idi. Fakat onlar bu harekette biraz başarılı olunca Abbasoğulları gidip onların aralarına girdiler. Onların iddialarına göre halifelik peygamberden sonra Hz. Ali’nin ve oğullarının hakkıdır. Ebubekir, Ömer ve Osman’ın Hz. Ali’nin haklarını gasp ettiklerini iddia ettiler. Dolayısıyla Hz. Ali’nin imam olarak onun oğullarının da bu sıfata sahip olduklarını düşünüyorlardı. Hz. Ali peygamberin emmisinin oğludur ve dolayısıyla halifelik görevi ona intikal eder diyorlardı. Abbasoğulları da dediler ki biz de Abbas’ın çocuklarıyız. Abbas peygamberin emmisidir, emmi emminin oğlundan daha yakındır dediler. Eğer bu bir haksa, böyle bir akrabalık hakkı var ise biz daha yakınız dediler. Böylece Ebu Müslim Horasani’yi ve çevresindeki adamları ikna ettiler. Dolayısıyla o hareket Emevi Devleti’nı yıktığı gibi Abbasi Devleti’ni iktidara getirdi. Abbasi Devleti iktidara geldikten sonra İrani çevreler bu devletin hizmetinde oldular. O devletin bürokratları İrani çevrelerden oluştu, çünkü onlar iktidara getirmişlerdi. Sonra iktidara gelen Abbasoğullarına da masumiyet sıfatını giydirdiler. Güya Hz. Peygamber el halifetu zillullah fil ard – halife yer yüzünde Allah’ın gölgesidir demiş. Abbasi halifeleri hakkında da bunu ürettiler. Allah’ın gölgesi ne demektir? Allah adına iş yürüten, Allah’ın yer yüzündeki temsilcisi demektir. Böyle bir zihniyetle Abbasioğullarına da o masumiyet sıfatını giydirdiler ve onların da masum olduklarına inandılar. Abbasioğulları da böyle inanmaya başladılar. Öyle inanıyorlardı ki insanlara kendilerini teyit etmek amacıyla hadis üretiyorlardı. Ürettikleri hadislerden bir tanesi çok meşhurdur. Halife ancak Kureyş olur. Çünkü kendileri Kureyş soyundan geliyorlardı. Başkaları halifelik iddiasında bulunmasın diye bu sözü üretmek suretiyle onların önünü kesmeye çalışıyorlardı. İnsanlar kendilerini birilerine nispet ederek onun üzerinden kendilerine birtakım haklar tanımaya çalışıyorlardı. İranlı Şiiler Hz. Ali’ye inandılar onun etrafında hadisler ürettiler, onun masumiyeti, onun hak sahibi olmasıyla ilgili birtakım şeyler ürettiler. Abbasoğulları geldiler kendileri için hadisler ürettiler. Onlar da biz Abbas’ın soyundan geliyoruz dediler. Aradan iki yüz, üç yüz dört, yüz sene zaman geçti birileri de biz Fatıma’nın çocuklarıyız dediler. Eğer halifelik bir haksa biz de Hz. Peygamberin Kızı Fatıma’nın çocuklarıyız diyerek Mısır’da Fatımiler Devleti’ni kurdular. Sonra kendilerini günahsız addetmeye başladılar. Bunların hepsi gayri ciddi şeylerdir. İnsanlar bu tür inanmışlardır. Kitleler böyle inanmışlardır. Ne kadar inanırlarsa inansınlar hakikat değildir. İnsanların ürettikleri şeylerdir.

Prof. Dr. Mikail Bayram