Yeni Ateizm Neden Hatalı Bir Görüştür?

0
137 views
Yeni ateizm hem teistler hem de ateist düşünürler tarafından eleştirilmiş bir görüştür. Temel eleştiri yeni ateistlerin ideolojik ve yüzeysel oldukları yönündedir. Sosyolog Rodney Stark bu konuda ilginç bir gözlemde bulunuyor, diyor ki bir insan Robin Hood hikayelerini okuyarak ortaçağ hakkında ne kadar bilgi edinebilirse, Richard Dawkins kitaplarını okuyarak da din hakkında o kadar bilgi edinebilir. Ateist bilim felsefecisi Michael Ruse da Tanrı yanılgısı isimli kitabı çok sert eleştiriyor ve kitabın o kadar kötü olduğunu anlatıyor ki kendisinin bir ateist olarak aslında kitabı okurken ateizmden utandığını söylüyor. Yine felsefeye giriş ve dine giriş dersleri olsa bu derslerden Richard Dawkins ʼin geçemeyeceğini iddia ediyor. Yine başka bir ateist düşünür Terry Eagleton da Richard Dawkinsʼin ve diğer yeni ateistler aslında bilimi doğru tasvir etmediklerini ama daha da kötüsü dini çok yüzeysel şekilde ele aldıklarını, dinlerin olabilecek en kötü şekilde yansıtıldığını, hatta dinleri öğrenme zahmetine girişmediklerini söylüyor. Nitekim Richard Dawkins de bundan iki sene önce attığı bir twitte Kurʼanʼı hiç okumadığını, İslamʼı eleştirmek için Kurʼanʼı okumasına gerek olmadığını söyleyerek aslında Terry Eagletonʼın bu görüşünü doğrulamış oldu. Yeni ateistler felsefeyi küçümsemeleriyle de meşhurlar. Bu anlamda aslında yaptıkları felsefi hataların da hoş görülmesi gerekebilir. Örneğin yeni ateistlerin binlerce yıllardır sorulan, cevaplanan soruları sanki geçen hafta bu sorular ilk kez sorulmuş gibi yönlendirdiklerini görüyoruz. Örneğin Tanrıyı kim dizayn etti, Tanrı varsa niye kötülük vardır sorularının sanki bu sorular ilk kez soruluyormuş gibi yeni ateistler tarafından yöneltildiğini görüyoruz. Oysa teist literatürde bu konular üzerine on binlerce sayfa yazılmıştır. Daha verimli bir tartışma olması için bu soruların sorulmasında elbette bir sakınca yoktur. Yalnız yeni ateistlerin yaptığı bu sorulara verilen cevapların göz ardı ederek sanki bu sorular ilk kez soruluyormuş gibi davranmalarıdır. Yine yeni ateistler bilim tarihini çarpıtmaktan çekinmiyorlar. Burada en favori örnekleri Galileo hadisesi ve Charles Darwinʼin teorisinin dini çevrelerde karşılanmasıdır. Elbette bunları olabildiğince yüzeysel ve ideolojik şekilde tekrar yazıyorlar. Yani Galileo hadisesine bakıldığında aslında Galileoʼnin dindar bir bilim insanı olduğunu mesela bu eserlerde okuyamazsınız. Yine Galileoʼnin argümanını savunurken İncilʼe atıfta bulunduğunu göremezsiniz. Bunun yanında Galileoʼnin doğayı daha iyi tanımamız durumunda İncilʼi daha iyi tanımlayabileceğimiz görüşünü bu eserlerde göremezsiniz. Öte yandan malumunuz kilise sadece dini bir kurum değildir. Kilise aynı zamanda siyasi bir otorite, sosyal bir otorite, bir güç odağıdır. Kilisenin savunduğu görüş de aslında eskimiş de olsa o dönem için tam eskimemiş bir bilim görüşüdür. Yani Aristocu Batlamyusçu bilim anlayışını savunuyor kilise. Bunu savunurken aslında bir yandan da Francesco Ingoli gibi, Orazio Grassi gibi isimlerin bilimsel argümanlarını ne kadar beğenelim ya da beğenmeyelim ama ortaya konulan bilimsel argümanlarını da destekliyor kilise. Kilise aslında sadece eski ahite ya da yeni ahite atıfla değil aynı zamanda dönemin bilimsel argümanlarına atıfla da Galileoʼye karşı gelmeye çalışıyor. Elbette Galileoʼnin uğradığı muamele hiç birimizin kabul edeceği bir muamele değil. Ancak bunun olduğundan farklı olarak din bilim çatışması olarak yansıtılması ve din bilim çatışmasına indirgenmesi de kabul edilebilir değildir. Ciddi bilim tarihi çevrelerinde zaten bu şekilde yansıtılmamaktadır. Aynı şekilde Charles Darwinʼin teorisinin din adamları tarafından toptan karşı çıkıldığı, bu teorinin çürütülmeye çalışıldığı gibi bir iddia da vicdanla bağdaşmayacaktır. Nitekim Charles Darwinʼin kendisi de kitabında Tanrıʼya atıflarda bulunmakta, Alfred Russel Wallace, Darwinʼle beraber teoriyi eş zamanlı bulan bilim insanı o da Tanrı inancını ömür boyu sürdürmekte. Öte yandan Asa Gray Amerikaʼda Darwinʼi ünlü eden kişi, Horwardʼlı bir botanikçi, o da dindar bir bilim insanıdır. Bunun yanında Frederick Temple gibi, Charles Kingsley gibi İngiltereʼnin önemli dini figürlerinin teoriyi benimsediğini biliyoruz. Dolayısıyla hadiseyi bir din bilim çatışmasına indirgemek bu anlamda yine hatalıdır. Yalnız yeni ateist literatürde bu kısımlara denk gelemezsiniz. Bu kısımların bilinçli olarak göz ardı edildiğini görebilirsiniz. Bunun yanında yeni ateist literatürün anti demokratik güçlerle flört ettiğini, islamafob çevrelerle uyum içerisinde olduğunu görüyoruz, bu anlamda da eleştirildiğini görüyoruz. Örneğin Hollandaʼnın ırkçı partisinin lideri Geert Wildersʼı, Richard Dawkinsʼin fitne filminden dolayı tebrik ettiğini biliyoruz. Tabi sonrasında böyle bir lidere destek vermesi nedeniyle çok eleştirilmiştir. Richard Dawkins onun aslında nasıl bir insan olduğunu bilmediğini söyleyerek bu konuda özür dilemiştir. Ama bunun yanında Sam Harrisʼin son Amerikan seçimlerindeki iki tane İslamafob lidere; Ted Cruz ve Ben Carsonʼa destek verdiğine ve onun İslam karşıtı, Müslümanlar karşıtı eylemlerini desteklediğini biliyoruz. Hatta o derece ki Sam Harris işkencenin İslami teröre karşı meşru olduğu ve insan hakları ihlali sayılmayacağına kadar sözü getirmiştir. Dolayısıyla aslında yeni ateist literatürün geri geldiğinde dine karşı anti demokratik güçlerle iş birliğine girdiğini de görüyoruz. Son olarak aslında yeni ateizmin bilimciliğin maruz kaldığı eleştirilerin hepsine maruz kalması gerektiğini de belirtmek gerekiyor. Örneğin ahlak konusunda doğa bilimlerinin yer yer yetersiz kalabildiğini düşündüğümüzde yalnızca doğa bilimleri bizim rehberimiz olmalıdır diyen bir yeni ateist aslında ahlak konusunda da eleştirilmeyi hak etmekte. Bu konuda ilginç bir hadise yaşandı geçtiğimiz günlerde. Richard Dawkins bir konuşmada aslında anti darwinist bir dünyada yaşamak istediğini, darwinist bir dünyada yaşamanın kendisi için ve insanlar için dünyayı yaşanılmaz bir hale getireceğini söyledi ki haklı. Doğada gördüğümüz, hayvanlar arasında gördüğümüz münasebeti insanlar arasında gördüğümüzde aslında insan hakları ihlallerinin yaşanacağını, hatta insan hakları diye bir şeyden söz edemeyeceğimizi görmekteyiz. Bu anlamda gerçekten de Richard Dawkins haklıdır. Yalnız problem şu ki aynı Richard Dawkins kendi eserlerinde insan haklarının ve insanın özel bir yeri olduğu görüşünün aslında Hristiyanlıktan, tek Tanrılı dinlerden geldiğini iddia etmekte. Dolayısıyla Richard Dawkins bir yandan Hristiyanlıktan kurtulmayı öğütlerken, bir yandan Hristyanlıktan kurtulmanın neticesinde bu ahlaki öğretilerin de kaybolacağını ya da o ahlaki öğretilerin temelindeki görüşlerin kaybolacağını fark etmemekte ve böyle çelişkili bir pozisyon takınmakta. Bu anlamda bilimciliğin eleştirildiği her noktanın yeni ateizme de yönlendirilebileceğinin farkında olmak gerekiyor. Doç. Dr. Alper Bilgili