Kadın

Zinayı ve Cezasını Tarif Eder Misiniz?

“Zina” Kuran’da erkek ve kadın arasında evlilik dışı girilen cinsel ilişkiyi ifade etmek için kullanılan bir kelimedir.” Zina” pek çok ayette kınanmış ve haram edilmiştir. Asıl olan bu haramla Allah’ın rızasını yitirme ve ahirette hoşlanmayacak karşılık görme olsa da, bu harama dünyevi ceza da öngörülmüştür.  Dört kişi tarafından şahit olunması durumunda, 100 celde cezası bulunmaktadır:

“Zina eden kadınla zina eden erkek… Yüz vuruş vurun herbirinin ciltlerine… Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. Müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun.”  (24-Nur Suresi 2)

“İffetli kadınlara iftira atıp da dört tanık getirmeyenlere gelince, onlara hemen seksen vuruş vurun. Ve onların tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin. Onlar, sapmışların ta kendileridir.” (24-Nur Suresi 4)

Ayette zinanın cezası yüz celde olarak geçer. Arapça’da “celde” kelimesini Mustafa İslamoğlu şu şekilde tanımlıyor: “Celde; etkisi deri ile sınırlı olup derinin altındaki kasa geçmeyen bir vuruş biçimi, ya da vurma aleti, aracı anlamına gelir. Cilt ten gelir. Yani etkisi cilt ile sınırlı olduğu için celde adı verilmiştir. Deri manasına gelen cildden gelir.” Bu ceza için Arapça’da “asa, minsee” (sopa, değnek) kelimelerinin geçmemesi, ayette bir grubun bu cezaya şahitlik etmesinin istenmesi, suçlunun canını acıtmaktan çok toplum önünde teşhir edilerek cezalandırılmasının hedeflendiğini gösterir. Kuran’a göre zinanın ispatı için dört şahit gerekir. İslam’da özel mülkiyete izinsiz girilemeyeceğini düşünürsek, aslında gizlice zina yapanları dört kişinin cinsel ilişki anında görmesi çok çok zordur. Fakat bu ceza; alenen zinayı, genelevler şeklinde yapılanmaları yok edecek bir uygulamadır.

Kuran’ın koyduğu dünyevi bir cezayı değerlendirirken; Kuran’daki cezaların, dünya gibi ahiretin de varlığı kabul edilerek, insana bedenini veren Allah tarafından, bu bedeni de yaratmasının da verdiği otoriteyle oluşturulduğu unutulmamalıdır. Dünyevi sistemlerin hiç birisinde bu özellikler olmadığı ve olamayacağı için; Kuran’ın koyduğu cezaları dünyevi sistemlere ve modernitenin getirdiği kabullere göre değerlendirmek mantıki açıdan büyük bir hatadır. Bedenin Allah tarafından verildiği kabulüyle oluşmayan sistemlerde “İnsan bedeniyle her istediğini yapmada hürdür” diye düşünülmesi normaldir. Fakat Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğunu anladığınız an her şey tepetaklak değişir. (Bakınız: Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğunu nerden biliyoruz?) Bundan sonra Kuran’ı, mevcut dünya sisteminin kabullerine göre değil; fakat evrenin ve bedenimizin Yaratıcısı’nın mesajı olarak dinlemek gerekir. Artık “Bu beden benim, istediğim gibi kullanırım, benim zinama kimse karışamaz” demek mümkün değildir. Bir miktar elimizdeki paranın gerçek sahibi başkasıysa “Bu parayı dilediğimce sarf edebilirim” demek mümkün mü? Sonuçta Allah’tan olan bir sistemi değerlendirirken, bu sistemin Allah’tan olduğu temelini bir kenara bırakarak değerlendirmek mümkün değildir.

Bu cezanın çağımıza uygun olmadığını iddia edenler olabilir. Oysa gerçeği, çağımızın doğrularına eşitlemek hatalı bir tavırdır. Çünkü her toplumun doğru anlayışı farklıdır. Dahası her toplumun doğru anlayışı zaman içinde değişkendir de. Yani toplumun doğruları belki 50 yıl sonra aynı toplumca garip karşılanacaktır. Gerçek doğruyu ise geleceği gören yüce Allah belirler. Bizim, vücudumuzun ve toplumun yaratanı, sahibi O’dur. Doğal olarak zina yapana verilecek en iyi cezayı belirleme bilgisi sadece O’na aittir. Şimdi bizim hoşumuza giden hükümlerin yarın başkalarına garip geleceği unutulmamalı, Allah’ın hükmünde birleşilmelidir.